İçeriğe geç

Binaenaleyh Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gerçek hüviyetiyle görülmemesi sadece vicdanın ve gönlün paslı olmasından da değildir. Bazen o zatın/zatların veya onların temsil ettiği milletlerin başına gelecek bir kısım sıkıntılardan ötürü mahzuniyet ve mükedderiyet-i Nebeviye o şekilde temessül etmiştir. Mesela bir şahıs rüyasında, ümmet-i Muhammed’in başına bir bela ve musibet gelmesinden önce Fahr-i Kâinat Efendimiz’i mescitte görür. O’nun Uhud’da başından aşağıya kanlar akarken dahi devamlı tebessüm eden mübarek çehresi mahzun, saçı-sakalı ise dağınıktır. Vâkıa, bu saç ve sakal dağınıklığı, Aleyhissalâtü vesselâm’ın mahiyet-i hakikiyesiyle alâkalı değildir. Bu durum, Hakikat-i Ahmediye’nin cemaat-i Muhammediye içindeki bir kısım arızalarını temsil keyfiyetindendir. Bizim dağınık ve perişan veya dağılacak ve perişan olacak yönümüze, Hakikat-i Ahmediye nazar etmesi itibarıyla Efendimiz, böyle mübarek saçı-sakalı dağınık şekilde temessül etmiştir.

Hâsılı, Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) hangi şekilde olursa olsun gören kişi ümitsizliğe düşmesin, mahzun ve mükedder olmasın; gördüğü şahıs, Hakikat-i Ahmediye’dir. Ayrıca Efendimiz’i rüyasında gören kimseye bir sır verilmiş de olabilir ki, o rüyayı gören kimse bu sırrını kat’iyen fâş etmemelidir. Şayet kuvve-i mâneviyeyi takviyeye medar olabilecek bir durum varsa kuvve-i mâneviyesini takviye edecek kimselere söylemesinde bir mahzur yoktur. Nefsin gururuna sebep olacak hususlar var ise o zaman da onu gizlemek gerekir. Zira bu durum, Fahr-i Kâinat Efendimiz ile rüyayı gören zat arasında bir sır olarak kaldığı müddetçe, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sırrına karşı bir saygı ifade edilmiş sayılır.

138 Buhârî, ilim 38; Müslim, rüya 10.

139 Bkz.: İmam Rabbânî, el-Mektûbât 1/112 (107. Mektup).

201