İçeriğe geç

Evet, iman esasları değişmezken, beşerin durumuna göre teferruatta bazı değişmeler olmuştur. Mesela, fertler eskiden üçer-beşer kişilik gruplar hâlinde yaşarlarken sonraki bir devirde kabile hayatı yaşanmaya başlanmıştır ki işte o zaman, bu kabileyi idare edecek kanunlar ve teferruatların değişmesi zaruri hâle gelmiştir. Zira, üç-beş kişiyi idare eden kanunlar bir kabileyi idare edemezdi. Din mübelliğinin karşısına daha kalabalık toplumlar çıkınca, yine füruatta değişme olması kaçınılmazdı. Dinin bütün insanlıkla alâkalı olmasını konuştuğumuz zaman ise teferruatta değişme olmamasını düşünmek mümkün değildir. Bir çocuğa vereceğimiz terbiye, on beş yaşındaki insana vereceğimiz terbiyeden farklı olduğu gibi, yirmi beş yaşında terbiyesini düşündüğümüz bir insana vereceğimiz terbiye de aklını başına alamamış, hâlâ dalâlet içindeki bir kişiye anlatacağımızdan çok farklı; keza kültürlü ve gün görmüş bir insana vereceğimiz terbiye daha farklı olacaktır.

İnsanlık, Hazreti Âdem’den (aleyhisselâm) beri hâdiselerin kendisini yetiştirmesiyle kemalde belli bir noktaya ulaşmıştır. İşte bu noktaya ulaşacağı âna kadar uğradığı merhalelerde kendisini irşat etmek için gelen peygamberler, onun diliyle; sosyal seviyesi, idrak seviyesi ve kalbî hayatının seviyesi ile ona hitap etmişlerdir ki, buna “tenezzülat” diyebiliriz. Kâmil bir beşere, Hazreti Âdem’in kendi cemaatine hitap ettiği şekilde konuşulursa, bu konuşulanlar, o cemaatin ufkunun altında; Hazreti Âdem’in cemaatine de Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) diliyle konuşulursa, onların da başının üstünde, anlaşılması zor bir hâl alacağı kaçınılmaz olur. Binaenaleyh, beşerin tedricî (kademeli) gelişim ve tekâmülüne göre, usûlde değil, teferruatta emirler farklı farklı gelmiş ve buna göre de dini tebliğ eden insanların ismini almıştır.

211