Evet, bunlar bize göre belki aşırı gelebilir ve “Olur mu böyle bir insan?” denebilir. Ancak olmuştur ve bu tarihen de sabittir. Yine İmam Serahsî otuz ciltlik Mebsût’unu, atıldığı bir kuyunun dibinde, kendi orada, talebeleri de kuyunun başına toplandıkları hâlde onlara hafızasından dikte ettirmiştir. Daha sonra bu eser tahkik ettirildiğinde hafızasından yazdırdığı hadislerin, orijinalleriyle aynı olduğu görülmüştür.
Evet, işte bu insanlar kendi zamanlarını aşan insanlardır. Nasıl ki Einstein fizikte çağını aşmış bir insandır, Ebû Hanife, İmam Şafii, İmam Malik, İmam Ahmed İbn Hanbel de çağını aşmış birer fakih/hukukçudurlar. Buna rağmen bu insanları hafife alma sadedinde “Onlar bir şey demiş, ben de bir şey diyorum.” şeklinde sözler sarfetme –en hafif tabiriyle– çok büyük bir saygısızlıktır. Ebû Hanife bile bu sözü söylememiştir. Kendisinden önce gelen sahabeyi ve tâbiîni baş üstüne koymuş, tebe-i tâbiîn ise emsali olduğundan onlar hakkında هُمْ رِجَالٌ وَ نَحْنُ رِجَالٌ diyerek, biz de onlar gibi hüküm verebiliriz diyebilmiştir.