İçeriğe geç

Bu konuda yapılması gerekli olan, işi uzmanına bırakmaktır. Çünkü bu konuda senelerini verip doktora yapan, akademik seviyede araştırmalarda bulunan insanlar vardır. Şunu kemal-i samimiyetle ifade etmeliyim ki, ben yirmi beş senedir lisansüstü denebilecek bir seviyede arkadaşlarla hadis mütalâa ediyorum. Fakat “Hadisin yirmide birini biliyorum.” diyemem. Zira hadis, bildim demekle bilinmez. Buna rağmen ben, “Hafızamda da yüzlerce hadis var. Bunlardan bir hüküm çıkarayım.” dersem, –hafizanallah– Sünnet’e saygısızlık yapmış olurum. Bu iş bir ihtisas işidir ve ciddî bir usûl bilgisi olmadan nasslardan hüküm çıkarmak mümkün değildir.

Mezhepler, dinî hayatı idare etme, din adına dinî prensipleri söyleme ve âdeta “Arkamdan gelin ve benim arabama binin.” deme konumundadırlar. Bu mevzuda ben şahsen bu işin mütahassısı gördüğüm Ebû Hanife’nin arabasına binmeyi, onun dümenine itimat etmeyi kendime tercih ederim ve ettim. Ebû Hanife, İmam Şafiî, İmam Malik, İmam Ahmed İbn Hanbel gibi devâsâ mezhep imamlarımız kendilerini tamamen bu işe vermiş, özel donanımlı ve dinin ruhuna saygılı insanlardır. Ben ne Kitab’a ne Sünnet’e onlar kadar saygılı olamadım. Her ne kadar Kitab’ı abdestsiz ele almasam, hadisi abdestsiz okumasam, Efendimiz’in nâm-ı celîli anılırken saygı ve terbiyede kusur etmesem de mezhep imamları ölçüsünde saygılı olduğumu söyleyemem. Meselâ, İmam Malik, öyle bir insandır ki, birisi onu şöyle anlatmaktadır: Hadis okuduğu bir anda bir akrep kendisini iki defa soktu ve imamın rengi kaçtı, bembeyaz oldu. Neden sonra yanına sokuldum sordum: “Yâ imam, ne oldu size?” İmam Malik: “Beni bir akrep soktu, ancak Allah Resûlü’nün sözlerine saygısızlık olur diye kıpırdamadım.” dedi.

5