Anlaşılan o ki, O’na getirilen salavât, biz onun gerçek sırrını tam bilemesek de çok önemli.. her şeyden önce, şayet O’na getirilen salavât, Allah Resûlü’nün şefaat-ı uzmâsına insanı çekip götüren birer vesileyse, insan bu konuda ne kadar hassas olsa değer. Zira “Ona yaklaşmaya vesile arayın.”5 âyeti, Allah’a yaklaşmak için vesileleri kullanmamızı emretmektedir. Allah Resûlü’ne salât ü selâm bu mevzuda önemli bir vesile ise, insan onu hiç dilden düşürmemelidir. Allah Resûlü’yle münasebetin hemen her çeşidi Cenâb-ı Hakk’ın bize ayrı bir lütfudur. Bu da çok önemli bir husus olsa gerek.
Evet, Allah Resûlü’yle her münasebet bizim için Allah’ın ayrı bir lütfudur. Onun bazı yanlarını budayarak, sadece Allah’tan mesaj alıp getiren özel bir vazifeli görmek, kendi kıstaslarımızla bazı şeylerden O Zât’ı mahrum saymak demektir ki, bu da kendi mahrumiyetimizden başka bir şey değildir. Ne Hz. Ebû Bekir, ne Hz. Ömer, O’na, vazifesini yapıp giden herhangi bir insan nazarıyla bakmamışlardır. Sahih hadislerde nakledildiğine göre Hz. Ömer, Hz. Abbas’ın elinden tutmuş, “Allahım, bu, Senin peygamberinin amcasının eli.”6 demiş ve Allah’tan yağmur istemiş, yağmur da yağmıştır. Hz. Ömer gibi bir mantık insanı dahi, vesile adına böyle şeyler yapıyorsa, bu husustaki ifrat ve tefritleri yeniden gözden geçirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Hem bu açıdan bakıldığında, yukarıda geçen Ahzâb sûresinin 56. âyetinde “Resûlullah’a salât ü selâm getirin!” emrini nasıl izah edeceğiz? Resûlullah’ı bir nevi postacı kabul eden zihniyete göre, bu âyete karşı gelinmiş olunmaz mı? Bu nasıl İslâmî akideyle telif edilecektir? Hâsılı bize Allah’ın O Zât’a verdiği pâyelere saygılı olmak düşer.
Dipnotlar
- 5 Mâide sûresi, 5/35.
- 6 Buhârî, istiskâ 3, fezâilü ashâb 11; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 1/72.