İçeriğe geç

Bizler de bu emrin gereği olarak, Nâm-ı Celîl-i Muhammedî yâd edilince salât ü selâmlardan birisiyle O’nu anmalı ve O’nu hep böyle bir tazimle yâd etmeliyiz. Eskiler, salât ü selâmı teşvik eden âyet ve hadislerden hareketle birbirinden güzel salavât örnekleri ortaya koymuşlardır. Delâilü’l-hayrât ve Delâilü’n-nur en bereketli salavât örneklerinin bir araya getirildiği önemli eserlerdendir. Bu eserlere baktığımızda “Salât-ü Münciye”den “Mişşîşiye”ye, ondan “Tıbbu’l-kulûb” salât ü selâmına kadar en kapsamlı tazim ve dualarla Efendimiz’in anıldığını görürüz. Ve pek çok insan da bugüne dek salât ü selâmlarla alâkalı hem salât ü selâm derlemiş hem de salât ü selâmın faziletlerine dair pek çok eser ortaya koymuştur.

Salât kelimesi dua mânâsına gelmektedir ve Allah Resûlü’ne getirilen salât aynı zamanda ona yapılmış bir duadır. Bir Arap şairinin ifade ettiği gibi “Her dua, kabulü için kanat nevinden salât ü selâma muhtaçtır. Sana salâta (duaya) gelince o, kanada ihtiyacı olmadan makbuldür.” Bu mülâhazadan hareketle ulemâ: “Duanın başında ve sonunda getirilen salavât, iki makbul dua olması itibarıyla orada yapılacak duanın kabul olması için önemli bir sebeptir.”4 demişlerdir.

Dua, bir sırr-ı ubûdiyettir. Onun sayesinde insan, sebeplerin bütün bütün sukut ettiği bir zamanda Müsebbibü’l-esbâb olarak dualara icabet eden Cenâb-ı Hakk’ın büyüklüğünü, ululuğunu, azametini çok net bir şekilde görür. Esasen duada insan, aklını, gücünü ve iradesini aşan şeyleri Allah’tan ister. Yani biz çok defa dualarımızda Cennet’i, Cennet’te ebediyeti, cemalullahı müşâhedeyi, Rabbin bize teveccühünü, maiyyetini, bizi yalnız bırakmamasını, bize küsmemesini yani sevdiği insanlara yaptığı muamele ile muamele etmesini isteriz ve bu istekleri de salât ü selâmla destekleriz.

2