İşte bu çerçeve içinde, eğer cahiliye döneminde her şeyi kurutan Allah bilmezlik düşüncesi içinde icra edilen hayırlar bile bu kadar velûd ve Efendimiz’in ifadesiyle kişinin İslâm’a girmesine vesile oluyorsa, bunu bir mü’min yaptığı zaman birler binlere, binler de milyonlara bâdi olabilir ve onu ileriye matuf bir kısım fenalıklardan koruyabilir. Korumuyor, bazen sürçüp düşüyoruz denecek olursa; nasıl ki Ramazan-ı şerifte merede-i şeyâtîn zincire vurulmasıyla alâkalı sahih hadislerin6 olmasına rağmen, Ramazan’da dünya kadar mefsedete şahit oluyoruz. Yine Kâbe’yi tavaf etme gibi çok kudsî bir ibadetin yapıldığı, âdeta orada matmah-ı nazarın insan olduğu ve onun etrafında dönüldüğü bir yerde, Allah (celle celâluhu), eziyet etmeyin dediği hâlde, insanlara tekme atılıyor, binlercesi ayaklar altında çiğneniyor.. demek o, tek düze yürüyen insanlarla pek meşgul olmuyor.. camiye giden, şartların olabildiğine zorlaştığı zamanlarda bile dine, imana hizmet eden insanlarla uğraşıyor. Bu açıdan denebilir ki eğer onlar Ramazan-ı şerifte zincire vurulmasa, insanlar şerlerden hiç kurtulmaz. Aynen öyle de, eğer insanlar, Cennet yolunda giderken o kadar handikaplara girmeden selâmetle yürüyebiliyorlarsa, demek yaptıkları hayır ve iyilikler buna vesile oluyor, o hasımlar karşısında çok da şirretliğe girmiyorlar.
Demek bu kadar ağır şartlar altında din-i mübin-i İslâm’a hizmet etmeye kilitlenmiş bu insanları Cenâb-ı Hak koruyor ve onların hasenatı, belâlardan kurtulmaları adına birer paratoner oluyor.
Dipnotlar
- 6 Buhârî, savm 62; Müslim, sıyâm 1.