İçeriğe geç

İşte İslâm anlayışındaki ilim, bu esaslar üzerinde neşv ü nema bulmuştur. Zaten İslâm’da, bütün ilimlerin gayesi mârifet-i ilâhî esasına bağlıdır. Mârifet-i ilâhînin neticesi muhabbet-i ilâhî, muhabbet-i ilâhînin neticesi de zevk-i ruhanîdir. Bütün bunlardan anlaşılan odur ki, Müslüman bir araştırmacı için hiçbir zaman ümitsizlik ve karamsarlık söz konusu değildir. Çünkü o, okuyup düşündükçe ve araştırıp yeni yeni şeyler buldukça, kendisini Allah’a daha yakın hissedecek ve daha fazla huzur içinde olacaktır.

Evet böyle bir araştırmacı için ilim yapmak, her zaman beraberinde maddî ve mânevî huzur getirirken, başkaları için o, kâinatın âkıbetini çok karanlık gösterecek ve o kulvarda koşanları hep huzursuz edecektir.

Evet kâinatların, merhametli bir Zât’ın mülk ve idaresinde olduğunu bilmeyen biri için güneş 5 milyar sene sonra bitecektir. İşte böyle bir bilgi, şimdiden onların içine dehşetli bir korku salacaktır. Zira bundan sonra onların akıllarına sürekli “Güneş bitince kızıl kıyamet kopacak ve biz, atom zerratı adedince parçalanarak, yokluğa savrulacağız.” düşüncesi gelecek ve dünya ile alâkadarlıkları ölçüsünde onları bîhuzur edecektir. Hâsılı bütün bunlar, Batı anlayışındaki bilimin kâinata, eşya ve hâdiselere bakışı ve bunun neticesinde etrafa saldığı ümitsizlik, karamsarlık ve sarsıntılardır.

Şimdilerde bu tür ilmin verdiği itminan ile, bilimin verdiği karamsarlık ortadadır. Binâenaleyh bizde ilim denilince, dünya ile beraber aynı zamanda ukbâ bilgisi de söz konusudur. İnsanlık bu beraberlik içinde –Allah’ın tevfik ve inayetiyle– hep aydınlıkta yürüyecek ve Batılıların düştükleri şaşkınlık ve tereddüde düşmeyecektir. Böylece Müslüman ilim adamları, ilmî incelemeler yaparken dikenli tarlaları atlayarak geçecek, kandan irinden deryaların üzerinden süzülerek uçacak, ayaklarını hiçbir zaman mücerret maddenin kirlerine bulaştırmayacak ve hiçbir taraflarına diken batırmayacaklardır.

8