Mü’min sinelere gelince onlar, ilimle karadeliklerin bağrına bile taht kurabileceklerine inanırlar. Çünkü onlar, varılan her noktada, “Bunun arkasında Allah vardır. Muhtemel ki karadelikler de aydınlıklara çıkmak için birer karanlık koridordan ibarettir. Bunlara girilip çıkıldıktan sonra kabir gibi öbür tarafta aydınlığa erilecekse, bu sevimsiz gayyâları bile cennet köprüsü kabul edebiliriz.” derler.
Batı, bilimle keşf ve tesbit edilen meselelerin dar çerçevesi içinde sıkışarak, sadece onunla yetinmek zorunda kalmış ve bu sebeple de eşyanın çehresindeki hikmeti hiçbir zaman görememiştir. Ama İslâm âlimleri, araştırmalar yaparken eşya ve hâdiselerdeki hikmetleri, –Allah’ın tevfikiyle– daha derinden sezerek, her şeyin arkasında O’nun kudretini görmüşlerdir. Şayet bir örnek verecek olursak; insan simasındaki güzelliği, tabiatın karartıcı ve karanlıklaştırıcı eline vermemiş, o güzellerden güzel insan çehresine her bakışlarında, Rahmân ü Rahîm’in isimlerinin tecellî ettiğini görmüş ve sanattan Sâni’e intikal ederek dar olanı genişletmiş, sınırlıyı sınırsızlaştırmış, bir aynayı sonsuz güzellikle süslemişlerdir. Bu sayede onlar, ilimle ikiz yaratılan hikmeti, her zaman ilmin hemen yanı başında görmüş, eşya ve hâdiselerle alâkalı olup biten her şeyi gayet net müşâhede etme imkânını bulmuşlardır. وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا“Kime hikmet verilmişse, bununla birlikte ona pek çok hayır da verilmiştir.”2 fermanı bu bahtiyarları işaretlemektedir. Kâinattaki icraata hikmet gözlüğü ile bakmayan kimse, abesle iştigal ediyor demektir.
Dipnotlar
- 2 Bakara sûresi, 2/269.