Evet Müslümanlarda ilim hissi, din hissinin fevkalâde gelişmesine vesile olmuş ve onlarda bir metafizik gerilim hâsıl etmiştir. Kur’ân-ı Kerim’deki إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ“Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için ibretler vardır.”1 vb. gibi âyetler, her zaman Müslüman ilim adamlarının dikkatini çekmiş ve bu bakımdan onlar, ilmî araştırmalarını bir ibadet neşvesi içinde sürdürmüşlerdir. İşte bizdeki ilim, Müslüman ilim adamlarında bu anlayış ve bu yaklaşımlar üzerinde teşekkül etmiştir. Yukarıda zikredilen âyet-i kerimenin teşvikiyle hareket eden Müslüman ilim adamları tarafından gök ve yerdeki nizam araştırılmış, onlar arasındaki irtibata dikkatler çekilmiş; bir çiçeğin güneşle münasebeti, güneş ışınlarıyla, yeryüzündeki âciz ve zayıf varlıklar arasındaki münasebet.. vb. gibi daha pek çok konu üzerinde durulmuş ve netice itibarıyla da, mukaddes kitapları olan Kur’ân’la kâinat kitabını telif eden bu ilim adamlarının, Allah’a olan itimat ve yakınlıkları artmıştır. Zaten ilim adına ilk mesaj, inanca bağlı olarak Allah’tan gelmiş ve daha sonra, âyât-ı tekviniyedeki her mucize ve hâdise Allah’tan yeni mesaj ve ilhamlar şeklinde onları coşturarak âdeta birer ilim âşığı gibi onları şaha kaldırmıştır.
Bugünkü Batı, mevcut bilim ve teknoloji ile fezalara ulaşıp gökleri keşfetse de, bu durum onu yine de endişe, korku ve ürküten sürprizlerden kurtaramayacaktır.
Dipnotlar
- 1 Âl-i İmrân sûresi, 3/190.