Ayrıca bu vesile ile heyelanların önlenmesi adına mühendisler tarafından arazinin tetkiki, uzmanların, akademisyenlerin bu mevzuda teyakkuza geçmesi, gönüllü kuruluşların ve devlet erkânının bu işe sahip çıkması gibi güzel neticeler de elde edilir ki, bunlar bütünüyle mahz-ı hayırdır.
2. İlâhî ikaz olan bu hâdiselerde, kat’iyen teşe’üme (şerre yorma) gitmemelidir. Zira yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bunlar musibet de olsa, sonuçları veya melekût cihetleri itibarıyla rahmet buudunda tezahür eden ilâhî ikaz ve tecellîlerdir. Meselâ, Allah, bazen sizin ayağınıza bir diken batırır ve o dikenle sizi teyakkuza sevkeder ki, daha büyük, daha çok diken ayağınıza batmasın.
Kaldı ki kâinatta hiçbir hâdise tesadüf eseri değildir. Her şeyin zimamı ve her şeyin anahtarı O’nun elindedir. Her şey O’nun kader pergeline göre planlanmıştır ve mevsimi gelince de planlanan o şeyler yine O’nun meşîet ve kudretiyle sahneye konulmaktadır. Bütün bu olan biten şeylerde bizim irademiz sırf bir şart-ı âdi planında devrededir. Bu açıdan da, her zaman insan, iradesini hayra yönlendirmeli ve onu hayır cihetinde kullanmalıdır.
Netice olarak, başa gelen musibetleri değerlendirirken teşe’üm etmemeli, onların arkasındaki hayır perdelerini aralamalı ve sürekli iradelerimizi hayır istikametinde kullanarak Rabbimizle olan münasebetimize devam etmeliyiz.
3. Objektif olmadığı için, mânevî irtibatını tam ayarlamamış olan insanların, belki de anlayamayacakları, hatta itiraz edecekleri sübjektif bir değerlendirmedir bu. Bahsi geçen semavî, arzî belâ ve musibetlerle, neticede masum, bîgünah kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar ölüyor veya öldürülüyorlar ise, demeli ki, bunlar, tıpkı bir paratoner gibi belâları üzerlerine çekiyor ve umumî musibetlerin gelmesine engel oluyorlar…