1. Başımıza gelen semavî ve arzî musibetlerin niçin ve nedenlerini kavrayabilmek bir ölçüde “te’vil-i ehâdîs”i bilmeye bağlıdır.3 Yûsuf sûresinde geçen bu tabiri her ne kadar bazıları, sırf rüyaların yorumu şeklinde ele alsalar da, rüya tabirlerinin yanında onun bir diğer anlamının da eşya ve hâdiselerin akışından çıkarılan mânâlar olduğunda şüphe yok. Yani “te’vil-i ehâdîs”, Cenâb-ı Hakk’ın varlığı ve birliği adına eşya ve hâdiseleri sürekli tetkik ederek, değişik istinbatlarda bulunma, هَلْ مِنْ مَزِيدٍ“Daha yok mu?” ufkunda dolaşarak onları didik didik etme, böylece Allah’a olan imanını sürekli artırma.. muhabbetullaha, zevk-i ruhanîye ulaşma.. tasavvufî yaklaşımla “seyr ilallah”da bulunma anlamlarına da gelir.
İşte bu çerçevede, son günlerde cereyan eden felaketlerde ilâhî ikazın sezilmesi çok önemlidir ki, bunu böyle anlamak da te’vil-i ehâdîsin bir yanı olsa gerek… Dolayısıyla yangın, sel, heyelan, patlama ve diğer bütün musibetleri, bu ülke insanına Cenâb-ı Hakk’ın bir ikazı, bir tembihi olarak değerlendirmek, eşya ve hâdiselere mü’mince bir bakışın sonucu olsa gerek. Tabiî, musibet televvünlü bu ikazlar, bizler için hep rahmet buudunda cereyan etmektedir. Yani dış görünüş itibarıyla bunlar her ne kadar şer gözükse de, varlığın perde arkası ve neticesi itibarıyla hayırdır. Ne var ki, bunları herkesin sezmesi ve kavraması da âdeta imkânsızdır.
Dipnotlar
- 3 Yûsuf sûresi, 12/6, 21, 101.