İçeriğe geç
43. Bölüm

Son Semavî Afetleri̇n Anlattığı

Soru: Son zamanlarda meydana gelen semavî ve arzî felaketler –Allah korusun– daha büyük felaketlerin bir öncüsü müdür, yoksa onlara karşı bir paratoner midir? İzah eder misiniz?

Bu soruya cevap vermeye geçmeden önce musibet nedir, kime ne ifade eder ve nasıl değerlendirilmelidir… gibi hususlar üzerinde durmak gerekir.

Doğrusu, musibet ister yangın, ister sel, ister deprem ve isterse heyelan olsun, onun bir mânâ ifade etmesi, sadece ve sadece inanmış insanlar için söz konusudur. İnkâr, dalâlet, küfran ve gaflet içinde yuvarlanıp giden, Kur’ân’ın ifadesiyle صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ“Kör, sağır ve dilsizler”1 ufkunda yaşayanlar için musibetler uyarıcı bir mânâ ifade etmezler. Onun içindir ki, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Mü’minin durumu şayan-ı takdirdir. Niye olmasın ki; onun her işi hayırdır ve bu da mü’minden başkası için müyesser değildir. O, neşe ve sevinç ifade eden bir duruma mazhar olunca şükreder; bu onun için bir hayır olur; herhangi bir sıkıntıya maruz kaldığında da sabreder, bu da yine onun için hayır olur.”2 hadisleriyle bu önemli hususa işaret buyurmaktadır.

O hâlde zelzele, yangın, sel veya Güneydoğu bölgemizdeki terör vs. hepsi inanan insanlar için pek çok mânâ ifade etse de, kör, sağır ve dilsizler için anlamsız sayılırlar.

Bu hakikati böylece tespit ettikten sonra, geçelim suale cevap teşkil edecek hususlara:

1