İçeriğe geç

Evet, bir insan düşünün ki, bütünüyle bir şehvet, kin, öfke, makam mansıp sevdalısı hâline gelmiştir. Yaptığı her işinde ruhunu sarmış bu negatif duyguların tesirindedir. Böyle bir vicdanın eli kolu bağlı ve dolayısıyla da tesirsizdir. Biz, böyle bir insana kelimenin tam mânâsıyla “vicdansız” deriz. Böyle insanların vicdan mekanizması adına bilgileri olmadığı gibi, vicdanın ifade ettiği mânâyı ve onun gayeler üstü gayesini de sezmeleri mümkün değildir.

Burada önemli olan bir başka husus da şudur:

Kant, Saf Aklın Kritiği’nde, Allah’ın nazarî akılla değil, amelî akılla bilineceğini söyler. Demek ki, güzel davranışlar, güzel ameller bir süre sonra insanın tabiatı hâline gelerek insanı, mücerred bilgiyle ulaşılmayan noktaya ulaştırıyor. Evet, mücerred bilgi ve malumat insanı hiçbir zaman bu seviyeye yükseltmez. Temrinden yoksun, amelden mahrum insanlar yükler dolusu kitap devirseler de, vicdanlarında duyulması gerekenleri kat’iyen duyamazlar.

Tatbik görmesi gereken ameller ise, bizim için bellidir: O, dinin güzel gördüğü ve “salih amel” diye vasıflandırdığı amellerdir. Vicdan mekanizmasının işlettirilmesi ve ondan semere alınması “salih amel” kavramının hayata geçirilmesiyle çok yakından irtibatlıdır.

5