İçeriğe geç

İnsanda bir de öfke var. Eğer bu öfke hissi, olduğu gibi kalsa, insanı kokuşturur ve düşünceleri kanlı, duyguları kanlı, gözü kanlı ve eli kanlı bir cani, bir Firavun hâline getirebilir. Fakat aynı öfkeyle insan ırz, namus ve vatan uğruna kavgaya girip, öldürürse gazi, ölürse de şehit olur. İşte böyle bir öfke, en az “hilim” kadar Allah nezdinde makbuldür. Şimdi, eğer insanın türabî (toprağa ait) yanları dahi iyi işletilince onu bu dereceye yükseltiyorsa, siz vicdan mekanizmasının iyi işletildiğinde neler olacağını düşünün..!

Evet, insan, türabî yönüyle dahi her zaman melekler seviyesine ulaşabilir. Bir de vicdan mekanizması devreye girince, o, meleklerden daha üstün hâle gelir. Zira meleklerde zorlanma yoktur. Onların iradesi, önündeki marziyyat güzelliklerini seçme şeklinde tecellî eder. Hâlbuki insan iradesi, iyiyle kötü arasında mutlaka tercih yapmakla mükelleftir. “Mağnem de mağrem (mükâfat da meşakkat) nisbetinde” olacağına göre, insanın önündeki bu handikapların aşılması, insanın meleklerden üstün hâle gelmesine vesile ve vasıta sayılacaktır.

Vicdan, kelime olarak “bulmak” mânâsına gelir. İnsan onunla hem kendini hem de Rabbini bulur. Onun içindir ki, İmam Rabbanî, İmam Gazzâlî, Mevlâna ve Bediüzzaman gibi İslâm büyüklerinden alın da birçok Batılı düşünürlere kadar yüzlerce insan, keşif ve sezişleriyle vicdanı ele almış ve onun bu hususiyeti üzerinde ısrarla durmuşlardır. Burada “keşif ve seziş” ifadesini bilhassa kullanıyorum. Veliler, vicdana ait hususiyetleri keşfen; mütefekkir ve filozoflar ise sezişleriyle bilirler. Vicdanın yalan söylemeyeceği hususunda ise her iki grup ittifak hâlindedir.

3