İçeriğe geç

Şimdilerde de Garaudy (veya İspanya’da bir başkası) aynı düşüncelerle ortaya çıkmış olabilir. Hâlbuki hayatının büyük bir bölümünü İslâm’a olabildiğince ters bir sistemin akıl hocalığını yaparak geçirmiş, sonra Müslüman olmuş görünen bu insanların İslâm’ı işleye işleye tabiatlarına mâl etmeden, onları fıtratlarının ayrılmaz bir parçası hâline getirmeden, bünyelerindeki küfre ait artıkları temizleyip, bir kenara atamadan, yani yüzmesini öğrenmeden kendilerini derin deryalara salma nevinden yaptıkları şey, düpedüz kendilerini bilmeme demektir.

Evet, insan, tabiatında tahrife meyil taşıyan bir varlıktır. Meselâ, İbn Teymiye –İslâm dünyasına mâl olmuş bir şahsiyet olsa da– sert çıkışları ve ifratkâr düşünceleriyle bilinen bir insandır. Ancak onu ifratkâr yapan biraz da o dönemde mezarlara saygıda aşırılığa giden ve türbelerde mum yakan insanlar olmuştur. Onun içindir ki, insanlar çok dikkatli olmalıdırlar. Fıtratına dercedilen bu muzır huyu işletmemeye ve hele bu konuda çevrenin tesirinde kalmamaya âzamî özen göstermeli, daima Kur’ân ve Sünnet’in kıstasları içinde hâdiseleri değerlendirme cihetine gitmelidirler. Ve unutmamalıdır ki, onlar inhiraf duygusuyla da imtihan olmaktadırlar.

Onun için, insan iradesini zorlamalı ve Allah’ın “Razı oldum” dediği din içinde, kemalât-ı insaniyeye giden yolları araştırmalı, bu yolda kendinden önce yolculuk yapan enbiyânın, asfiyânın, evliyânın bindiği vasıtalara –hangisine gücü yetiyorsa– binerek menzil-i maksuduna varmalıdır. Aksi hâlde orijinalite yapıyorum, yeni icatlarda bulunacağım… gibi düşünceler onu yolda bırakabilir ve işte böyleleri o zaman, kazanma kuşağında kaybedebilirler.

6