İçeriğe geç

Bu cümleden olarak, Hz. Mesih’in bütünüyle ruh olan düşüncesi, Roma putperestliğine çarpınca ne hâl aldığını tahmin etmek çok zordur. Çevrenizdeki herhangi bir kiliseye girdiğinizde bu acı gerçeği bütün çıplaklığı ile müşâhede etmeniz mümkündür. Bir diğer taraftan, Hıristiyanlığın ulûhiyet anlayışına göre ilâh pasiftir. Onun aktif hâle gelebilmesi için Hz. Meryem’e girip çıkması lâzımdır. O, Meryem’e girip çıkınca aktif ulûhiyete inkılâp eder ve Mesih olur ki, esasen gerçek misyonu da Mesih yerine getirir. O, insanlık için elinden gelen her şeyi yapar ve yapacağı bir şey kalmayıp da sıra kurban olmaya gelince kendini kurban eder(!)

Yahudilerin de, Hz. Üzeyir için buna benzer şeyler söylediklerini biliyoruz. Demek ki kayıt tam olmayınca, böyle elmas, pırlanta gibi hakikatler bile gelecek nesillere yanlış intikal edebiliyor. Bu bağlamda, âyeti ve hadisleriyle her şeyin en güzel kaydedildiği ve Kur’ân’a bakan yönüyle hıfz-ı ilâhî disketine alınan İslâmiyet’te bile bu türlü inanç ve akide kaymaları söz konusudur. Meselâ, ulûhiyet konusunda neredeyse yukarıda arza çalıştığımız Hıristiyan inancı ile tam bir benzerlik içinde bulunan Hz. Ali’nin ulûhiyetle irtibatlandırılması buna örnek verilebilir. Buna göre aktif ulûhiyeti temsil eden Hz. Ali’dir. Efendimiz’in peygamber olarak gönderilişi, Kur’ân’ın nüzulü vs. hepsi Hz. Ali’ye zemin hazırlama gayesine yöneliktir. Hz. Ali makam-ı cem’in sahibi olarak her şeyi bünyesinde toplamış ve onu temsil etmiştir.. onun ardından bu güç, Hz. Ali’nin neslinden olan 12 imama dağıtılacaktır; gide gide nihaî olarak da hatemü’l-evliyâ olması itibarıyla imam-ı muntazarda toplanacaktır.. İmam-ı muntazar da Kur’ân’ın o eksik kalan 300-400 âyetini açığa çıkartacak ve gerçek bir kere daha tam olarak zuhur ve tecellî edecektir(!)

3