Şimdi bütün bu anlayışları İslâm’ın öğretileri ile telif etmemiz mümkün değildir. Ama gözü kör olası taassup, cehalet bizi de bu hâle getirmiştir. Bu konuda bizler de 14 asırdan beri ümmetin gayreti, ittifak ve icması olmasaydı Hz. Ali’yi anlamakta zorluk çekecektik.
Şimdi tekrar soruya dönelim; tahrif ve tebdilin ağına düşmüş dahi olsa, Hıristiyanlık, Yahudilik, Brahmanizm, Budizm, Mecusilik ve diğerlerinin üzerinde ittifak ettikleri bir kısım müşterek esasların bulunduğu da bir gerçektir. Meselâ, tevhid, nübüvvet, haşir, adalet, ubûdiyet gibi. Veya ölüleri gömme, tesettür vb. meseleler gibi. Zira hemen bütün dinlerde ölüler gömülüyor –Ara ara “Cesedimi yakın!” diyerek toplumun asırlardan beri süregelen tarz-ı telakkisine muvafık hareket etmeyen birtakım insanlar hariç– her yerde ölüler gömülmekte.. ve tesettür her dine mensup insanlar tarafından kabullenilip yaşanmakta. Hatta yakın tarihe kadar dünyanın değişik yerlerindeki Yahudiler dahi başlarını kapatmaktaydı ki, bu da, dinlerin üzerinde ittifak ettikleri bir kısım ortak değerlerin var olduğunu göstermektedir. Tabiî bu arada, neshe maruz kalmış veya tahrife uğramış –Müslümanlıkta olmasa bile– birçok hükümleri de var.
Bu çerçevede teferruata veya asla ait hükümlerde esas itibarıyla Allah’tan geleni, Allah’tan gelen şekliyle bulmak ve onları tevhid etmek çok zordur. Zaten, Allah (celle celâluhu) da, razı olduğu esasları, bir sonraki peygamberin mesajı içinde belirtmiş, değiştireceği hükümleri de değiştirmiştir. En son olarak da Hz. Muhammed’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) göndermiştir ki, o da Kur’ân ve Sünnet’le, musahhihlik, mücedditlik veya müessislik görevini yerine getirmiştir.