İçeriğe geç

Evet O, bir anlamda musahhihtir. Çünkü kendinden önceki şeriatlerde tahrife uğrayan noktaları tashih etmiş.. müceddittir, şartların değişmesine paralel olarak nice hükümleri değiştirmiş.. ve müessistir, A’dan Z’ye büyük ölçüde yeni bir dinin kurucusu olmuştur. Dolayısıyla da yeniden dinleri birleştirme gibi bir arayışın içine girmeye hiç gerek yoktur. İslâm, düşünülen böyle bir işin, Allah tarafından gerçekleştirildiği dinin adıdır. “Bugün sizin dininizi tamamladım, nimetimi itmam ettim ve din olarak İslâm’dan razı oldum.”1 ve “Kim, İslâm’dan başka bir din arayışı içine girerse, bu, ondan kabul edilmeyecektir.”2 veya “Allah katında hakikî din, İslâm’dır.”3 âyetleri de aslında bu hakikati bildirmektedir.

Ayrıca “Bizden önceki şeriatlar, nesh edilmediği müddetçe bizim de şeriatımızdır.”4 kaidesi zaten böyle bir düzenlemeye gerek olmadığının ayrı bir göstergesidir.

Ne var ki, bu kabîl düşünce ve çalışmalar, din adına değil de kültür adına yapılacaksa, ona bir şey diyemeyiz. Zira din başkadır, kültür başkadır. Kültürün dinden kaynaklanan, hatta dinden beslenen yanları olsa bile, kültürü din ile özdeşleştirme mümkün değildir. Bu açıdan bu türlü düşünceler ilim, kültür ve medeniyet araştırmaları açısından her ne kadar yararlı olsa da, böyle Sanskritçe gibi bir din anlayışı bence abesle iştigaldir.

Son olarak bir şey daha ilave etmek istiyorum: Bu düşünceler, içinde yaşadığımız asra has değildir. Bundan önce de dinlerin tevhidi için çalışmalar yapılmıştır.. ama bunların hiçbiri muvaffak olamamıştır. Meselâ, Ekber Şah hüsnüniyetli de olabilir ama Hinduların tesirinde kalarak, “Her dinden bir şeyler alıp, tek din meydana getirelim.” diyen ve bu uğurda İmam Rabbanî gibi bir kâmet-i bâlânın hapse atılmasına sepep olan insandır.

5