İçeriğe geç

derin izler bırakmıştı ki aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ onları bütün canlılığıyla iç dünyamda duyabiliyor; o günlerde duyup işittiğim sesleri, sözleri bütün tazeliğiyle ruhumda hissediyor ve yer yer nükseden hasret ve hicran duygularımı onlarla bastırmaya çalışıyorum.

Kim bilir belki de şu anda, o elemleri, acıları gitmiş ve her şeyiyle lezzete inkılap etmiş hatıralar yumağı içindeki canlı, renkli, ümitle tüllenen geçmişe ait hatıra karelerini, içimde yaşatmak ve arkadan geleceklere emanet etmek için defter-i mesâvim gibi simsiyah ve perişan satırlarımla farkına varmadan karartıyor da olabilirim…

O günlere ait, her yanda tüten ruh ve mânânın, tasavvur ve heyecanın o dar zaman diliminde kalmasına, sevgi söyleyen, hoşgörü mırıldanan ağızların susmasına, birbirine kavuşan sinelerde tütmeye başlamış aşk u alâkanın sönmesine, şefkatle açılıp kapanmaya başlamış gözlerin ebediyen kapanıp gitmesine, diyaloğa açık ruhların mevsimsiz bir hazanla savrulup devrilmesine gönlüm razı olmadı; dayanamazdım, meltemlerin yerini şimal rüzgârlarının almasına; iyiliğe, güzelliğe ve sevgiye açık atmosferimizin kinle, nefretle delinmesine; baharı hazanın vurmasına, millet ruhunun muhalif fırtınalarla sararıp solmasına ve “ba’sü ba’de’l-mevt”imize yeniden kefen biçilmesine.. doğru durulmalı, doğru konuşulmalı, ortaya konan güzellikler müştak bütün gönüllere duyurulmalı ve bu dirilişin önünün alınmasına meydan verilmemeliydi.!

Birkaç düzine gönüllü ve Hakk’a adanmış ruh, insanlığı gerçek insaniyete uyarma azm ü niyetiyle –bunu Allah’ın gerçekleştireceğine inançları tamdı– yollara dökülürken, ellerinde kendi dünyalarından sönmez meşaleler dört bir yana açılırken “millet-i ebed müddet” mülâhazasıyla açılmışlardı. İnsanlığa diyecekleri pek çok şey vardı ve onu mutlaka

219