Evet, icmâlen de olsa bunların hepsini dün yaşanmış gibi hatırlıyor, dönüp arkada bıraktığım –bana ait yanlarıyla boş olsa da– o dopdolu günleri, hizmet irtibatıyla içinde bulunduğum yerleri hayalen temâşâ ediyor, o zamanlarda dolaşıyor, dostlarla selâmlaşıyor, bir kere daha aynı şeyleri paylaşıyor ve dünü bugünle beraber yaşıyorum.
Bu upuzun sergüzeştim içinde ciddî bir şey yaptığımı söyleyemem; kaynağı tamamen vifak ve ittifak onca şeyi görmezlikten gelerek de hiçbir şey olmadı diyemem. Tavsiye ve teşviklere “Evet!” diyen bir hayli hizmet eri hatırlıyorum, hatırlıyor ve hayırla yâd ediyorum. Yakından tanıdığım ve tanımadığım, hatıralarımın başköşesini tutmuş bu aydınlık simaları, kadınıyla-erkeğiyle bu adanmış ruhları hep çağın kudsîleri diye yâd ettim ve edeceğim. O müsait zemin ve bu vefa âbidelerini hedeflerine tam yönlendirmek mümkün oldu mu olmadı mı; net bir şey söyleyemeyeceğim, söylemem de mümkün değil; ne var ki şahsî yetersizliğimi, bazı dost kılığındaki kimselerin vefasızlığını ve her zaman hasmâne bir tavır alanların da tahribatını hesaba katınca daha farklı bir tablo da imkânsız gibi görünüyor.
İmkânsız gibi görünüyor ama ben hemen her gün kendimle yüzleşiyor, kendime göre üslûp hataları icat ediyor ve “keşke”den “keşke”ye sıçrayıp duruyorum. Baş edemediğim bir sürü şeye maruz kaldığım, âleme malum.. ben onları şimdilerde birer tatlı hikâyeye çevirip şeker şerbet gibi yudumlasam da her yeni handikapla o günlerdeki vefasızlıkları, ardı arkası kesilmeyen zulüm ve cefaları derinlemesine bir kere daha ruhumda hissediyor ve sinemden bir zıpkın yemiş gibi inliyorum.
Aslında bir mânâda o gün bugün o ızdıraplar hiç mi hiç dinmedi. Hatta bazı çevrelerin kinleri, nefretleri, yapılan güzel