İçeriğe geç

işlerle mebsûten mütenasip (doğru orantılı) şişti, büyüdü, azgınlaştı ve kan kokan, kan düşünen bir hâl aldı. Allah’ın lütufları arttıkça ve artıp bütün dünyayı sardıkça, dine, diyanete ve şanlı geçmişimize düşman ruhların gayzı da âdeta magmalar gibi köpürüp her yanda yangınlar çıkarmaya başladı. Unutmadım, unutamıyorum o Haziran fırtınalarını, bant furyalarını, karalama kampanyalarını; hukukun hiçe sayıldığını, vicdan hürriyetinin ayaklar altına alındığını; sun’î cepheler oluşturulduğunu; küfür ve küfran temsilcilerinin tuğyanları yanında bir kısım müteşeyyihînin “haseden min ındi enfüsihim” komplolarını.. keşke bütün bunları unutabilseydim; unutabilseydim de “kelâm-ı nefsî” ile dahi olsa onlara karşı infial ruh hâletine girmeseydim!

Ne var ki onca tecavüz, komplo ve bunlara bağlı baskılar, inanan insanları asla sindiremedi; her inkıtadan sonra onlar bir kere daha “vira bismillâh” deyip daha bir ciddî dinlerine, diyanetlerine hizmete koyuldu ve duraksamadan yürüdüler Allah rızasına doğru. Hiç hatırlamıyorum kinin, nefretin dindiğini, şiddetin ve baskının hız kestiğini; buna mukabil gurbet hissi ve gariplik duygusuyla inandıkları değerler uğrunda heyecan kaybetmeden koşturanların tevakkufa geçtiklerini. Boşa gitmedi bütün bu gayretler; gün geldi sağanak sağanak Hak inayetiyle her taraf nevbahara döndü ve bize de sevgi ve şefkat hislerimizi ifade etme imkânı doğdu.

Yıllardan beri birbirine küs yaşayan farklılaştırılmış ve düşman kutuplar hâline getirilmiş pek çok kimse bu yeni sevgi atmosferine koşmaya başladı. Bu, onların kendilerine yönelmeleri, kendilerini bir kere daha keşfetmeleri demekti. Çok iyi hatırlıyorum, birbirinin elini ürkek ürkek sıkan kimselerin, biraz beraber bulunduktan sonra “Meğer hep aynı düşünüyormuşuz!” ve “Meğer birbirimize ne kadar da yakınmışız!” dediklerini. Bütün bunlar, Cenâb-ı Hakk’ın değerlendirmemize

216