heyecan insanı olarak görmüşümdür veya hep öyle görmek istemişimdir.
Bu katta, herkesin, aklını kullanması, iradesini şahlandırması, ruhunu dinlemesi ve ferden-ferdâ maveraîliklere açılması önemli bir esas olmakla beraber, sık sık kendisine başvurulan, akıl danışılan, dert yanılan ve bir ölçüde bazı proje ve planlarda müracaat edenlerin tevazu mahviyet ve terbiyelerinin gereği merci görünümünde biri de bulunurdu.. bulunur ve teker teker bütün “ashâb-ı mesalih”i dinler.. kendince, danışılan şeylerde danışmanın hakkını vermeye çalışır.. dertlilere “çare” diye mutlaka bir şeyler söyler.. ashâb-ı mesalihin gönlünü hoş tutar.. bazen de iş ve problem bombardımanı karşısında bunalımdan bunalıma girer; başkalarının derdine çare bulayım derken kendisi çaresizlikle inlerdi. Bütün bunlar bazen anlaşılır, bazen de anlaşılmaz; ama mutlaka bir devr-i fâni gibi hiçbiri uzun zaman hükmünü devam ettiremez.. bir bir gelir, bir bir gider ve yerlerini zevkli hatıralara bırakırlardı bizde; bir başka gün veya ikinci bir kez binadan içeriye girdiğimizde, bütün bu olanlar, geride hiçbir sır bırakmamış gibi koca bina, yine o eski şiirli, sihirli hâline bürünerek, ruhlarımız üzerinde, içine ilk girilen bir mâbed gibi tesirli olurdu.
Hiç şüphesiz Beşinci Kat’ın en önemli mekânı, onun o geniş salonu ve değişik istihalelerle salon hâline getirilmiş bulunan teras katıydı. Çepeçevre hemen her tarafın ve denize kadar bütün ufukların temâşâ edilebildiği bu yer, her yanı camekanlarla kapalı, hem açık hem de kapalı diyebileceğimiz bir gariplik içinde ve umum binanın ruhunun özü gibiydi. Motorla işleyen mini bir şadırvanla küçük bir şelale de bütün tabiat unsurlarını bağrında toplama gibi bir tabiîlik duygusunun eseri olarak, onun bir yanına yerleştirilmişti ki orayı görünce insan tam bir “tabiat meşheri” demese de tabiatın önemli bir kesitiyle karşı karşıya bulunduğunda şüphe