İçeriğe geç

dılar. Onların halvette ve halktan uzaklaşarak aradıkları şeyi İslâm halkın içinde buldurmuştur. Meşhur ifadesiyle “Halkın içinde Hak’la beraber olma”nın yollarını göstermiştir ki bu da en açık şekilde hacda görülür. Zira hac büyük bir toplulukla yapılan bir ibadettir.

Evet, ümmet-i Muhammed’den istenen, vahdeti halvette arama, insanlardan kaçarak Hakk’a vasıl olma değil, vahdetin unvanı olabilecek ibadeti kesrette ifa etmedir. Halkın içinde, onların gürültü-patırtısını duymadan, Cenâb-ı Hak ile vuslat yaşamadır. Asıl mesele, halk içinde Hak’la beraber olabilmedir. Biz, ruhbaniyetten beklenen mânâyı, insanlık olarak insanlarla beraber tesis etmeye çalışırız. İşte hac, bu meselenin unvanı olmuştur.

Müslüman, hacda büyük bir topluluk içinde tavaf eder. Tavafı mahiyet-i nefsülemriyesine uygun şekilde eda eden kişi, yerin altında tavaf eden cinleri tahayyül eder. Başını kaldırdığı zaman ta Sidretü’l-Müntehâ’ya kadar bu ulvi metâfta meleklerin pervaz edip döndüklerini müşahede eder. Cenâb-ı Hakk’ın rızasını tahsil edebilmek ve rahmetine nail olabilmek için Kâbe’nin etrafında dönüp dururken üzerinde melekler, altında cinler tavaf etmektedir. Bu anlayış ve bu hava içinde tavafını yapan bir mü’min, sermest olup kendinden geçer ve ruhbaniyetle ulaşılmak istenen mânâyı orada benliğinin derinliklerinde duyar. Tavaf alanında kendisiyle birlikte dönen binlerce kişinin farkına bile varmaz; sadece Hakk’ı görür, halk içinde Hak’la beraber olur ve kesrette vahdete ulaşır.

Aynı duygu ve aynı düşünceyi Arafat’ta da hisseder. Kafile kafile Arafat’a çıkan, oradan Müzdelife’ye, Mina’ya hareket eden, şeytan taşlayan kalabalıkların belki yer yer sadece seslerini duyar, karaltılar olarak yanından geçip gittiklerine muttali olur. Fakat o sadece kendi ibadetiyle meşguldür. Halk için-

71