“Şeytanın en hakir, en zelil, en perişan ve en hınçlı olduğu gün, Arefe günüdür. Bunun sebebi, o gün Allah’ın rahmetinin indiğini, Allah’ın, kullarının büyük günahlarını dahi bağışladığını görmesidir. Onu bu kadar kızdıracak bir şeyi, Arefe dışında sadece Bedir günü görmüştür. O gün, Hazreti Cebrail’in, melekleri savaş için hizaya soktuğunu görmüştü.” 86
Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), Arafat’ta hep ümmeti için dua etmiş, kul haklarının bile affedilmesi için orada âdeta çırpınıp durmuştur. Bir hikmete binaen bu duanın orada kabule karin olmadığı rivayet edilir. Ancak Rahmet ve Şefkat Peygamberi (aleyhissalâtü vesselâm) kalbi kırık ve mahzun olarak Müzdelife’ye geldiğinde, orada da ellerini açmış ve sabaha kadar hiç uyumaksızın ümmeti için dua dua yalvarmıştır. İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ), bu esnada Efendimiz’in yanında bulunduğunu, duasının sonuna doğru Efendiler Efendisi’nin tebessüm ettiğini nakleder ve bunu, duanın kabul buyrulup Efendimiz’e bu mevzuda müjde verildiğine hamleder.
Evet, Kâbe, Mina, Arafat ve Müzdelife Cenâb-ı Hakk’a teveccüh, tazarru ve niyaz adına açılmış birer koridor gibidir. Oralarda Cenâb-ı Hak, kendisine müteveccih olanları asla mahrum bırakmaz. Öncelikle buna yürekten inanmak gerekir. Zaten, Efendiler Efendisi de (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) bize, kabul olacağına gönülden inanarak dua etmeyi tavsiye buyurmuyor mu?87 Bu açıdan insan, “Ben dua edeyim de ne olursa olsun.” düşüncesiyle değil, “Allah’ım, bahtına düştüm. Allah’ım, büyüklüğüne sığınıyorum. Allah’ım, rahmetinin enginliğine dehalet ediyorum. Allah’ım, ne olur, beni, benim çirkinliklerimle baş başa bırakma! Allah’ım, buraya arınmaya geldim! Ne olur, arındır beni ya Rabbi!” gibi şuurlu ifadelerle, göbeğini çatlatırcasına, yüreğini yırtarcasına gönülden dua etmelidir.
Dipnotlar
- Muvatta, menâsik 97.
- Tirmizî, daavât 65; el-Hâkim, el-Müstedrek 1/670.