Duada sebeplere de müracaat edilmez. O, esbabın bi’lkülliye sukût ettiği noktada insanın tutunduğu daldır.
İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Dua, ibadetin özüdür.”69 buyuruyor. Evet, hakikatinde tüm ibadetlerin aslı, esas unsuru duadır; Rabb’e iç dökme, yalvarıp yakarmadır, dünya-ahiret ihtiyaçlarımızı O’na arz ve O’ndan istemedir.
Bir mü’min, ellerini kaldırıp Allah’a teveccüh ettiği zaman artık onunla Allah arasında herhangi bir engel yoktur. Esbap, Allah ile kul arasına giremez. Sebepler, Cenâb-ı Hakk’ın izzet ve azametine bir perdedir. Dua eden kişi, bütün bu perdeleri aşarak doğrudan doğruya Hazreti Azîz ü Kerîm’in kapısının tokmağına dokunur, isteyeceğini yalnız O’ndan ister ve böylece hâlis tevhid ufkuna yelken açmış olur.
Dua eden kimsenin huzur-u ilâhîde bulunuyor olma şuuruyla ellerini kaldırması, ağzından çıkan kelimeleri şuurluca telaffuz etmesi ve diliyle kalbinin aynı şeyleri söylemesi çok önemlidir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde, “Allah, ne dediğini bilmeyen, söylediğinden habersiz bir kalbin duasını kabul etmez.”70 buyurmak suretiyle, gaflet hâlinde ve şuursuzca yapılan duaların Hak katında makbul olmadığı uyarısında bulunmuştur. İhsan şuuruyla, huzur, hudû ve huşû içinde dua etmek çok önemlidir. Öyle ki insan, derin bir konsantrasyonla Allah’a (celle celâluhu) yönelmeli ve dua ederken kendisinden geçmelidir. Söylediklerini içten söyleyemiyor, duanın heyecanını dolu dolu gönlünde duyamıyorsa ortada bir iman, yakîn ve mârifet problemi var demektir.
Evet, dua çok önemlidir. Özellikle “me’sur dualar” dediğimiz, Kur’ân’da varid olan, Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi
Dipnotlar
- Tirmizî, daavât 2; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 3/293.
- Tirmizî, daavât 65; el-Hâkim, el-Müstedrek 1/670.