sellem) nasıl göstermişse onları aynen öyle koruyup uygularız. Onlarda değişikliklere, artırma ve eksiltmelere gitmeyiz, Sünnet’te öğretilen şekline dokunmayız. İbadetlerimiz böylece ibadet olarak kalır.
Tabi ki ilâhî emir ve yasakların pek çok hikmetleri, akılla idrak edilebilecek pek çok fayda ve maslahatları vardır. Fakat sadece bu hikmet ve maslahatlar gözetilerek yapılan, içinde kulluk düşüncesi ve Allah’ın rızasını kazanma niyeti bulunmayan fiiller ibadet sayılmaz ve insana sevap da kazandırmazlar. İbadetlerin teşrii, doğrudan doğruya vahye dayalıdır ve bildiğimiz hikmetleri, bilmediklerimize göre çok azdır.
Evet, ibadetlerde önemli olan, Cenâb-ı Hakk’ın vaz’ ettiği formüllere uygun hareket etmektir. Şekil, Allah tarafından ortaya konmuş ise bir kıymet ifade eder. Yoksa sizin ortaya koyacağınız bir ibadet şekli, sizin mantığınıza göre daha mükemmel, daha ağır olsa da onun Allah katında bir değeri yoktur.
Aslında, yaptığımız ibadetler bizim almak istediğimiz şeylerin karşılığı olamaz; kulluk adına ortaya koyduğumuz niyet, gayret ve ameller, talip olduğumuz rıza-i ilâhîye, Cennet ve Cemâlullah gibi büyük mazhariyetlere bedel sayılamaz. Beklediğimiz netice karşısında ortaya sürdüğümüz bedel çok küçük ve yetersiz kalır. Beklentilerimizi bize lütfedecek olan Allah’tır. Bu açıdan, ibadet ü taatimiz, Allah’ın vaz’ ettiği esaslara bağlı olmalıdır ki bir kıymet ifade etsin. O, neye ne kadar değer biçmişse, O’nun belirlediği çerçevede bir fiil ortaya koyduğunuz zaman ahiret nimetlerini ve ebedî saadeti satın alabilirsiniz. Şayet O, Sırat’ı geçmeyi namaza, kurbana, hacca bağlamış; “Geçiş bileti ancak bunlarla alınır.” demişse Sırat’tan geçmek isteyen, o bedeli ödemeye mecburdur. Mesela, namazla ulaşılacak uhrevî nimetlere ulaşma adına, Allah’ın namaza rükün kıldığı kıyam, kıraat, rüku, sücud gibi mübarek fiilleri yerine getirmek yerine farklı hareketler ser-