İçeriğe geç

yolundayken Mekke’ye dönüp şöyle demiştir: “Sen ne hoş bir beldesin. Seni ne kadar çok seviyorum! Eğer kavmim beni buradan çıkmaya mecbur etmeseydi senden başka bir yerde ikamet etmezdim”103

Peygamber Efendimiz’in Mekke’yi bu kadar çok sevmesine rağmen fetihten sonra tekrar Medine’ye dönmesi, en sıkıntılı zamanlarında kendisine kucak açan Medinelilere vefasının gereği olsa gerek. Ayrıca Allah için bir beldeye hicret edildikten sonra vatanına geri dönmenin, yapılan hicreti yarım bırakacağına dair gelen rivayetler de bize bu hususta bir fikir vermektedir.

Kur’ân-ı Kerim, Mekke’den bahsederken “şehirlerin anası” mânâsına Ümmü’l-kurâ104 tabirini kullanır. Mekke, dünyanın diğer şehirlerinde yaşayan Müslümanların namazlarında buraya yönelmesi ve hac mevsiminde yine buraya akın etmeleri sebebiyle bütün şehirlerin anası, merkezi konumundadır.

Kur’ân’da, Mekke için Mekke105 ve Ümmü’l-kurâ isimleri dışında Bekke,106 Karye,107 Meâd,108 el-Beled109 ve el-Beledü’l-Emîn110 isimleri de kullanılmıştır. İslâm alimleri bir beldenin isimlerinin çokluğunu o beldenin faziletleri arasında saymışlardır. Sahip olduğu faziletlerden ötürü kaynaklarda Mekke’nin birçok ismi zikredilmiştir.

Hazreti İbrahim’in (aleyhisselam) bu şehre olan duası, Kâbe’yi içinde barındırması, Efendimiz’in ve İslâmiyet’in

103 Tirmizî, menâkıb 68; İbn Mâce, menâsik 103; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/305.104 En’âm sûresi, 6/92; Şûrâ sûresi, 42/7.105 Feth sûresi, 48/24.106 Âl-i İmrân sûresi, 3/96.107 Nahl sûresi, 16/112.108 Kasas sûresi, 28/85.109 Beled sûresi, 90/1, 2; İbrâhim sûresi, 14/35.110 Tîn sûresi, 953/.

154