İçeriğe geç

Devr-i Risalet-penahide hangi sahabi vardır ki bamteline dokunuyor gibi Kur’ân âyetlerini dinlesin de yerinde durabilsin. Âdeta dalgaları dinmiş deniz gibi, heyecanı ölmüş insanların yaşadığı devir, ancak bizim içinde yaşadığımız devirdir. Son bir-iki asrın insanını böyle ölgün ve solgun görürsünüz.Şeddâd b. Hâdi anlatıyor: “Ömer (radıyallahu anh) camide namaz kıldırıyordu.

ِوَ اِذَا سَ مِعُوا مَآ اُنْزِلَ اِلَى الرَّسُ ولِ تَـرٰ ٓى اَعْيُنَهُمْ تَـف۪يضُ مِنَ الدَّمْع

مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقّ ۚ ِ يَـقُولُونَ رَبَّـنَآ اٰمَنَّا فَاكْـتُـبْنَا مَعَ الشَّ اهِد۪ ينَ

âyetini okurken hıçkırıklara boğuldu. Ben, en arka saflardan onun hıçkırıklarını duyabiliyordum. Namaza devam edecek hâli kalmayınca Allahu Ekber deyip rükûya vardı. İkinci rekâtta bu sefer,ِقَالَ اِنَّـمَآ اَشْ كُوا بَـثّ۪ى وَ حُزْ نٓ ۪ى اِلَى اهلل

âyetine gelince ağlamaktan arkasını getiremedi, Allahu Ekber deyip yine rükûya gitti.”Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:“Ömer (radıyallahu anh),

ۙ ٌاِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَ اقِـع

“Rabbinin azabı muhakkak ki gelip çatacaktır.” (Tûr Sûresi,

52/7) âyetini okuyordu. Birden mihraptan bir gürültü geldi. Bir de baktık ki Ömer yere yıkılmış. Görenler hasta zannediyorlardı, hâlbuki ferman-ı Subhânî karşısında Ömer’in kalbi dayanamamış, dizlerinin bağı çözülüvermişti.” Oğlu Abdullah’ın da ondan farkı yoktu. Bir seferinde Abdullah, Mutaffifîn Sûresi’ni okuyordu.

ۚ َيَوْ مَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَم۪ ين

67