İçeriğe geç

İnsan, bir şeyin arkasına düşüp aradığı nispette onu elde eder; alâkasız kaldığı nispette de ondan mahrum kalır. Hak ve hakikati, ne zaman, hangi devirde olursa olsun, sadece arayanlar bulmuştur.

َمَنْ طَلَبَ وَ جَدَّ وَ جَد

“Kim, bir şeyi talep eder ve bu talebinde ciddi olur, peşine düşerse onu elde eder.” darb-ı mesel (atasözü) hâline gelmiş önemli bir sözdür. Talep etme, arkasına düşme, ciddiyet gösterme, mutlaka o aradığı şeyi insanın karşına çıkaracaktır. Senin içinde hakikate karşı bir arzu, bir iştiyak varsa hakikat gelip seni mutlaka bulacaktır.Denizaşırı bir memlekette yaşayan Necaşî, hiç bekler miydi içinde yaşattığı hakikat arzusu ve iştiyakı, hakperestliği ona, Allah’ın en büyük lütfunun gelip ulaşmasına vesile olsun: Allah Resûlü’nün arkadaşları, seçkin ashabı, denizaşırı diyarlara kadar gittiler. Necaşî’nin ülkesi de bunlardan biriydi. Onun tarafından misafir edilerek i’zaz ve ikrama mazhar oldular. Ve bir gün, âyât-ı beyyinâtın huzurunda okunması lütfunu da Allah lütfediverdi. Necaşî, “Hazreti Meryem hakkında Kur’ân’da âyet var mıdır?” diye sorunca, Mute’nin kahramanı, yeşil kanatlarıyla göklerde pervaz eden, Hazreti Ali’nin kardeşi Cafer b. Ebî Talip, âdeta kanat çırpıp uçuverdi ve Necaşî’nin huzurunda Meryem Sûresi’ni okuma-

ya başladı. Okumaya başlayıp da, َ ذٰلِكَ ع۪ يسَ ى ابْنُ مَرْ يَمَ ۚ قَوْ ل

( الْحَقِّ الَّذ۪ ى ف۪يهِ يَمْ تَرُونَMeryem Sûresi, 19/34) âyetine geldiği zaman Necaşî’nin bamteline dokunmuştu. Necaşî, hıçkırıklarını tutamamış hüngür hüngür ağlıyor, gözyaşları sakallarını ıslatıyordu. Etrafındakiler de ağlıyordu. Ortalığı bir gözyaşı çağlayanı almış gidiyordu. Necaşî daha sonra Resûlullah’ın huzuruna bir heyet gönderdi. “Bu hakikatin menbaına, kaynağına gidin de

65