Nebiler nebisi çok şefkatli, çok merhametliydi. Zira Hazreti Âişe’nin o haneden çıkması belki her şeyden çıkması olacaktı. O hane Hazreti Âişe’yi kaybedecek, Hazreti Âişe de o haneyi kaybedecekti. Bizler de Hazreti Âişe’yi kaybetmiş olacak ve dinimize ait nice şeyleri öğrenemeyecektik. Kadınlık âlemi Hazreti Âişe’yi kaybedecekti. Onun için Allah Resûlü bu umumî hususları nazar-ı mütalaasına alarak ona şöyle diyordu: “Sakın, annenle ve babanla görüşmeden karar verme!”– Nedir o yâ Resûlallah?– Allah sizi muhayyer bırakmamı emrediyor; ister babanızın evine gidersiniz isterseniz de bu sıkıntılı hayata katlanarak burada kalmayı tercih edersiniz.Hazreti Aişe tebessüm ederek şöyle dedi:– Bunun için mi annemle ve babamla istişare edeceğim. Ben Allah’ı ve Resûlullah’ı tercih ediyorum!Hazreti Âişe, bu evde üç ay değil altı ay da ocak yanmasa, yemek pişmese, sıkıntılar birbirini takip etse yine de Allah’ı ve Resûlü’nü tercih edeceğini söylüyordu. Hazreti Âişe’nin ifadesiyle, Efendimiz’in zevcelerinden hiçbiri dünyayı ve onun ziynetini istememişti. Evimizde Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın sesi yükselir, Nebinin sözü yükselir, evlerimiz birer irşat mahalli olur, demiş, Resûl-i Ekrem ile kalmayı tercih etmişlerdi.Onlara bu seçimi yaptıran bir şey vardı: Demek ki hepsi Resûl-i Ekrem’den memnun idiler. Küçük bir meseleden ötürü Efendimiz’in kalbini kırmış, Arş’ı ihtizaza getirmiş, Mele-i A’lâ’nın sakinlerini mahzun etmişlerdi. Ne var ki çok geçmeden vahiy gelmiş, gönüller heyecanla coşmuş ve Resûl-i Ekrem’in zevceleri, O’nun eşi olarak kalmayı tercih etmek suretiyle bu meseleyi tatlıya bağlamışlardı.Evet, Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), o kadar eşi idare etmede dahi mahir, eşi-menendi olmayan müstesna bir insandır. Cenab-ı Hak, bizleri o pâk dâmen hakkında süflî