Urve sorar: “Teyzeciğim ne yer ne içerdiniz peki?”Hazreti Âişe cevap verir: “Sadece hurma yer, su içerdik!”9
Resûl-i Ekrem’in hanesinde durum böyle cereyan ediyordu. İki, üç ay bir evde ocak yanmaz, su kaynamaz, çorba pişmezse insan, tabiî olarak az da olsa yüzünü ekşitebilir. Bir seferinde böyle bir yüz ekşitme hâdisesi olmuştu. Zevceleri, “Bizim evimizde de hiç olmazsa günde bir defa bir çorba pişsin. Hiç olmazsa halkın içine çıkarken giyeceğimiz bir şey olsun.” demişlerdi. Hâlbuki Kâinatın Efendisi, arasında fakirlerin de bulunduğu bir toplumda, dünya nimetlerinden zaruretin dışında yararlanmayı uygun bulmuyor; âhirete ait semaratı dünyada yiyip bitirmemeleri, “Bütün zevklerinizi dünya hayatınızda kullanıp tükettiniz, onlarla sefa sürdünüz.” (Ahkâf Sûresi, 46/20) âyetinin tokadına müstahak olmamaları için onlara âdeta perhiz yaptırıyordu.Bir defasında Efendimiz hoşuna gitmeyen bir taleple karşılaşmıştı. Eşleri O’nu anlayamamışlardı; O da onlardan ayrılmıştı. Evinin bir köşesinde oturuyordu. O evin içerisinde Hazreti Ebû Bekir ile Hazreti Ömer’in kızları da vardı. Hâdiseyi duyar duymaz Hazreti Ömer ve Ebû Bekir eve koştular. Bir tarafta hayatı boyunca ümmetinin kederlerini çeken mahzun peygamber hüzünlü bir şekilde oturuyor, öbür tarafta Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer’in kızları Âişe ve Hafsa hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Belki basit bir dünyalık istemişlerdi, ancak şimdi Cennet’i kaybetme gibi bir tehlikeyle karşı karşıya geldiklerini düşünüyorlardı. Onun telaşı ve endişesi içindeydiler. “Peygamberi kırdık.” diye endişe ediyorlardı. Her ikisi de kızlarını tedip etmek istiyordu. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) buna müsaade etmedi fakat yine de çok mahzundu. Ömer, “Ne yapayım ki Resûl-i Ekrem’i tebessüm ettireyim?” diye düşünüyordu kendi kendine. Hemen karşısına
Dipnotlar
- Buhârî, hibe 1, rikak 17; Müslim, zühd 26, 28.