İçeriğe geç

de silinmez izler bırakmış, Cenab-ı Hakk’a giden yola hidayet etmiş, gönülleri Allah’a tevcih etmiş büyük bir insan olarak bakma mecburiyetindeyiz. Allah, O’nu büyük işlerde istihdam etmiş, O da iradesinin hakkını vererek büyük eserler meydana getirmiştir. Her meselede büyük eserlerini gördüğümüz gibi ailevî münasebetlerinde, eşlerini idare etmesinde de O’nun eserlerini görürüz. O’nun, eşleriyle bir arada mesut bir şekilde yaşaması, hanesine huzursuzluğun uğramaması büyük bir başarıdır. Beşer tarihinde bunun benzerini göstermeye âdeta imkân yoktur.Kâinatın Efendisi, âhirete irtihal buyurdukları zaman arkasında gözü yaşlı zevceler bırakmıştı. Hayatları boyunca kendisinden gül kadar incinmemişler, kırılmamışlardı. Vefat edişiyle de zevcelerinin âdeta bütün dünyaları yıkıldı. Hazreti Âişe’den Ümmü Seleme’ye kadar herkes kendini harap hissediyordu. Bu durum, hiçbir zaman o gönüllerin Resûl-i Ekrem tarafından kırılmadığını, hiçbir zaman o hane içinde dâğidâr olmadıklarını göstermektedir. Demek ki onların içinde daima huzuru ikame etmesini bilmişti. İşte bu durum O’nun ne etkili bir aile reisi, ne fevkalade bir idareci olduğuna ve nasıl müthiş bir fetanet sahibi olduğuna delalet eder.Efendimiz o kadar maddî imkâna rağmen fakir olarak yaşıyor, fakirlerin hayat standardını ölçü olarak kabul ediyor, onların seviyesinin üstünde bir hayatı kendisi ve ailesi için uygun görmüyordu. Eşleri de bu hayata razı idi. Hazreti Âişe’nin muhterem yeğeni Hazreti Urve anlatıyor: “Teyzem Âişe bir gün bana dedi ki: ‘Yeğenim, iki ay geçerdi de bizim evde ne bir ocak yanar ne de su kaynardı.’” Efendimiz’in bütün haneleri hemen hemen böyle idi. Buna rağmen bütün zevceleri ondan hep memnun yaşamıştı.Mescidin etrafında ileride insanlığa nur saçacak sekiz, dokuz tane odacık vardı. Ama ne yazık ki içlerinde yere serecek bir şey yoktu… Oturacak bir şey yoktu… Yiyecek bir şey yoktu…

44