İçeriğe geç

geçti ve şöyle dedi: “Ya Resûlallah, (kendi zevcesini kastederek) eğer Zeyd’in kızı bana böyle bir şey yapacak olsaydı onun boğazına şöyle yapışırdım.” deyiverdi. Nihayet Allah Resûlü tebessüm buyurdular ve şöyle seslendiler: “Bunlar benden, elimde olmayan şeyi istiyorlar. Benden dünyaya teveccüh etmemi istiyorlar.” Aslında hepsi çoktan pişman olmuştu; ancak bu mesele onların pişmanlığı ile bitmiyordu. Mele-i A’lâ’nın sakinleri de durumdan müteessir olmuştu. Aleyhissalatü vesselam’ın çehresinden tebessümü izale edecek her hâdise Arş’ı titretecek kadar büyüktü. “Tahyir” olarak bilinen bu hâdise hakkında hemen bir âyet nâzil olmuştu. Âyet, Efendimiz’e şöyle sesleniyordu:“Ey Nebi, onlara de ki, eğer dünya hayatını, onun zinet ve debdebesini, âlâyiş ve gösterişini, yeme-içmesini arzu ediyorsanız gelin sizi güzel bir şekilde salıvereyim, boşayayım, sizden ayrılayım, gidin istediğiniz gibi yaşayın…”Ağır bir ifadeydi bu. “Yok, eğer Allah’ı ve Resûlü’nü istiyorsanız, âhireti diliyorsanız, sizin içinizden ehl-i ihsan olan, iyiliksever ve Hakk’ı görür gibi kulluk yapanlar var ya, işte Allah, onlar için büyük mükafatlar hazırlamıştır.” Âyet-i kerime nâzil olunca Efendimiz’in zevceleri iki meseleden birini seçmekle karşı karşıya kalmışlardı. Ya Efendimiz’in onları boşamasını kabul edecekler ve ebediyen Peygamberimiz’i, kim bilir belki Cennet’te de saadet-i uzmâyı kaybedecekler ya da o dar geçime, sıkıntılı yaşayışa tahammül edecek, Efendimiz’i, Allah’ın rızasını ve dâr-ı âhireti, Cennet’i kazanacaklardı. Efendimiz, ilk olarak Hazreti Âişe’yi çağırdı ve ona bu âyeti okudu. – Sana bir şey söyleyeceğim, ancak annenle ve babanla görüşmeden kendi kendine karar verme, buyurdu.

46