İçeriğe geç

azap ederse… Bu endişeyi taşıdığı için hata işleyip günaha girmesinler diye dünyaya bulaşmamaları adına gerektiğinde karşılarına çıkıyor, kollarını açıp onlara ‘Geçemezsiniz!’ diyordu. Hazreti Ali, Fatıma ile evlendiğinde çok da kıymetli olmayan kalkanını satmış ve mehir olarak vermişti. Çünkü dünya malı namına sadece bir kalkanı vardı ve onunla dünya evine giriyordu. O kadar imkânları yok idi ki bu kalkandan arta kalan kısmıyla da düğün yemeği verilecekti. Kutsi bir yuva kurulurken sarf edilen ancak bundan ibaretti. Resûlullah’ın azatlı kölesi Sevban anlatıyor: “(Bir seferinde) Binti Hubeyre elinde bileziklerle Resûl-i Ekrem’in yanına (sallallâhu aleyhi ve sellem) giriverdi. Yüzükleri görünce Resûlullah, Binti Hubeyre’nin ellerine sopayla dokunmaya başladı ve ‘Allah’ın, eline ateşten yüzük takması hoşuna gider mi?’ diye sordu. Binti Hubeyre olanları anlatmak için kalktı, Fatıma’nın yanına geldi. (Biraz sonra da) Resûlullah içeri girdi. Hazreti Fatıma boynundaki zinciri çıkararak ‘Bunu Hasan’ın babası (Hazreti Ali) hediye etti.’ dedi. Bunun üzerine Resûlullah birden kaşlarını çattı ve şöyle dedi: ‘İnsanların senin hakkında, ‘Resûlullah’ın kızının elinde ateşten bir zincir var!’ demeleri hoşuna gider mi?’ Bunları söyledi ve oturmadan çıktı. Hazreti Fatıma beyninden vurulmuşa döndü. Hemen o zinciri götürüp sattı, parasıyla bir köleyi özgürlüğüne kavuşturdu. Daha sonra Fatıma’nın yaptıklarını haber alınca Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: ‘Hamd ederim o Allah’a ki kızım Fatıma’yı ateşten korudu!’7

Nebiler nebisi, ateşe sürükleyen şeyler karşısında son derece titizdi. Bu sebeple bir bakıma onları dünya nimetlerinden mahrum ediyordu. Aza kanaat edin, sermayenizi bu dünyada yiyip bitirmeyin, oraya her şeyini kaybetmiş bir müflis olarak gitmeyin, diyordu. İşte dünya adına sahip olunan tek şey olan kalkanın satılıp düğün masraflarına harcanması ve eldeki bir altın zincir kar-

40