olsaydı o Ömer olurdu.”79 Ancak Ömer böyle düşünmüyordu, “Ben kim, yağmur duasına çıkmak kim? Ben sıkılırım elimi Allah’a kaldırıp da yağmur ver demekten” diyordu.Bir gün yerinden fırladı; bir çözüm bulmuştu. Doğruca Allah Resûlü’nün amcası Hazreti Abbas’ın evine koştu: “Yâ Abbas, bilirsin seni severim, gel seninle bir yere gidelim.” diye teklifte bulundu. Abbas, “Nereye gideceğiz ya Ömer?” diye sorunca “Sen gel yeter.” dedi.Beraberce Allah Resûlü’nün senelerce evvel parmağını kaldırıp ayı ikiye böldüğü Ebû Kubeys tepesinin başına çıktılar. Ömer, Cenab-ı Abbas’ın elinden tuttu; içi sızlaya sızlaya, içi yana yana o mübarek eli yukarıya doğru kaldırdı. “Ya Rabbi, bu senin Habîb-i Edîb’inin amcasıdır, onun yüzü suyu hürmetine bize yağmur ver!” diye dua etti. Seleme, olayın devamını şöyle anlatıyor: “Arkadan bakıyordum elleri daha inmeden yağmur inmeye başlamıştı.”80Siz yığın yığın hata, kusur ve seyyiatla nasıl olur da hiç hicap etmeden ellerinizi açıyor, “Ver Allah’ım, ver!” diyorsunuz. Vâkıa o kapıdan kovulsak da ayaklar altında çiğnensek de kemiklerimiz ezilse de yine O’ndan isteyeceğiz, yine O’nun kapısına yanaşacağız, yine O’na “Ver!” diyeceğiz; çünkü bilmiyoruz başka kapı. Öyleyse temizlenmek lazım, kulluk lazım, günde şuurla beş defa camiye gelmek lazım, oruç tutmak lazım, bütün muamelelerimizi İslam’a uydurmak lazım. Hacca giderken de şuurlu bir şekilde gitmek lazım. İslam âleminin perişan vaziyetini düşünmek lazım. Yetişmek istediği hâlde yetişemeyen zavallı neslin ahvalini düşünmek, ona göre hareket etmek lazım… Allah, davaya icabet izzetiyle bizleri aziz eylesin. Senelerden beri matem tutan, kapkara bir örtüye bürünmüş İslam dünyasına artık başını o kapkara örtünün altından
Dipnotlar
- Tirmizî, menâkıb 17; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/154.
- Buhârî, istiskâ 3; fezâilü’l-ashab 11.