lirken, siz bu derde karşı hissiz ve bu perişanlığa karşı şuursuz kalmamalısınız. Allah (celle celâluhu), cinlerin diliyle şöyle buyuruyor: “Ey milletimiz! Allah yoluna dâvet eden bu elçinin çağrısını kabul ve ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı affetsin ve gayet acı bir azaptan sizi kurtarsın.” (Ahkâf Sûresi, 46/31) O’na uyunuz, iktidâ ediniz, O’nun rehberliğini ve imamlığını kabul ediniz ve O’na iman mevzuunda, O’nun istediği şekle gelebilmek için şuurunuzu, anlayışınızı genişletmeye çalışınız.(……..)Allah, asırlardan beri üzerimizde tabaka tabaka yığılan günahlarımızı affetsin, kusurlarımızı bağışlasın. O zaman ellerimizi açtığımızda Cenab-ı Hak dualarımızı kabul edecektir. Günahlarımız, hatalarımız, Allah’a doğru yükselen dualarımızın kabul makamına çıkmasına engel oluyor.Hazreti Ömer (radıyallahu anh) imanda varılması lazım gelen şuurun en son ufkuna vardığı hâlde daima kendi kusurunun ve kabahatinin duasının kabulüne engel olacağını düşünür, ellerini açıp da ümmet için dua etmeyi pek istemezmiş. Hizmetçisi şöyle anlatıyor: “Mekke ve Medine’yi kasıp kavuran müthiş bir kıtlık bizi perişan hâle getirmişti. Hazinelerde stok yapılan emtia da bitmeye başlamıştı. Ömer, bu durumdan o kadar mustaripti ki… Ben onu takip ederdim, bazen bir harabede yüzünü yere kor ve şöyle derdi: ‘Ya Rabbi! Ben biliyorum ki şu ümmetin başına bütün musibetler, bütün belalar benim yüzümden geliyor. Eğer ben günahsız olsaydım bunlar başımıza gelmezdi. Ya Rabbi! Yalvarırım Sana… Habîb-i Edîb’in için benim yüzümden ümmet-i Muhammed’i mahv u perişan etme, onları kahretme… Bana ne yaparsan yap ama ümmet-i Muhammed’i ezme…’Bir gün, Hazreti Ömer’den yağmur duasına çıkmasını istemişlerdi. Zira Ömer, Allah Resûlü’nün dilinde şu sözlerle manasını bulmuştu: “Eğer benden sonra peygamber gelecek