İçeriğe geç

râm olmayan, boyun eğmeyen perişan İslam âleminin derdine ağlıyor.

İslam’ı sadece şekil olarak ifade eden gösteriş eksenli davranışlar, kabrinde dağidâr olan Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ızdırabını dindiremediği gibi şu perişan ümmetin ızdırabını da dindiremeyecektir. Ümmet, bugün hırçınlaşarak kabarıp kabarıp sahilleri tehdit eden dalgalar misali o eski heyecanını kaybetmiş; ona tebessüm eden semalar artık onun için ağlar hâle gelmiş. Müslümanların yüzüne tebessüm eden bir tek yıldız bile yok gökte. Her şey âdeta Müslüman milletin matemiyle simsiyah bir örtüye bürünmüş.Mesele bir milletin davası olsa cüz’i bir hamleyle ve basit bir sıçrayışla belki bu boşluk kapatılabilirdi. Allah bilir, fakat topyekûn İslam dünyası, yörüngesinden ayrılmış bir yıldız gibi her an başka bir sisteme çarpıp parçalanma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Başka sistemlerden medet dilenmektedir. Kendisi merkezi teşkil ediyorken bugün başkasına uydu olma, uyma zilleti ve aşağılığı içindedir. Merkezi tutan, elinde Kur’ân asâsı bulunan Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) gibi büyük bir çobanları varken o, çobanından ayrılmış, Allah’ın yasak hudutları içine sapmış; çobanı dinlemez, onun emirlerine râm olmaz hâle gelmiş. Neticede perişan olmuş, her tarafı yıkılıp dökülmüş bir viraneye dönüşmüştür. Zemininiz yağmursuzluktan, rahmetsizlikten çatladığı zaman kadınlarınızla, erkeklerinizle, çocuklarınızla, hatta hayvanlarınızla seferber olur, elbiselerinizi ters giyer, ellerinizi aşağıya doğru eğer, Rabb-i Kerîm’in dergâhında durur, bize yağmur ver, dersiniz. Belki çoluk çocuğunuza, belki de hayvanlarınıza merhameten Allah yağmur verir ama İslamiyet’ten ayrılmış, Kur’ân’ı terk etmiş perişan cemaate merhamet eder mi bilmiyoruz?

316