İçeriğe geç

çok iyi kurmuşlardı. Böylelikle her şeyi rahatça, kolaylıkla hallediyorlardı. Mefhar-i Mevcudat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) henüz hayattayken batıya açılmayı arzu ediyordu. Zira O, büyük hakikati bütün insanlığa duyurmayı bir sancı halinde içinde yaşıyor ve her fırsatı değerlendirip her bir menfezden batı dünyasına girmeye çalışıyordu. Vefat-ı seniyelerinden birkaç sene evvel üç bin kişilik bir ordu teşkil etmiş, başına Zeyd b. Hârise’yi kumandan tayin etmiş ve ondan, bu orduyla Bizans’ın karşısına çıkmasını istemişti. Zeyd niçin Bizans’ın karşısına çıkacaktı? Arap yarımadasında, dünyaya yeni bir yön verecek, yeni bir oluşum, yeni bir diriliş vardı. Bizans, bu oluşumu bitirmek istiyordu. Bunun için Herakleios kumandasında yüz bin kişilik bir ordu göndermişlerdi. Aleyhissalatü vesselam da Zeyd b. Hârise’nin kumandasına üç bin kişi vermiş ve onları, Herakleios’un ordusuna karşı görevlendirmişti.Ordu Mute’ye kadar vardı. Bu ordunun içinde Halid b. Velid de vardı. Allah Resûlü’nün iki defa hicret etmiş olan amcasının oğlu Cafer b. Ebî Talip de vardı. Sözü kılıcı kadar, kılıcı da sözü kadar keskin olan Abdullah b. Revâha da vardı. Öte yandan bu ordunun başında kumandan olarak azatlı bir köle olan Zeyd b. Hârise vardı. Zira Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), ordunun içinde eşraftan kişiler olmasına rağmen onların başına azatlı kölesi Zeyd’i komutan olarak tayin etmeyi uygun görmüştü. Orduyu göndermeden önce de daha önce hiçbir seferde sarf etmediği şu sözler dökülmüştü ağzından: “Zeyd b. Hârise’ye bir şey olursa komutayı Cafer b. Ebî Talip alsın. Ona da bir şey olursa Abdullah b. Revâha alsın. Ona da bir şey olursa Müslümanlar arasından biri sancağı eline alsın ve orduyu kumanda etsin.”4

34