binde birine maruz değiliz. Şartlar onların maruz kaldıkları kadar ağır değil.Hazreti Ebû Bekir, o günleri Hazreti Ali’ye şöyle anlatır:“Yâ Ali, o günlerde sen daha çocuktun, biz ölümü göze almadan birine bir şey anlatmaya cesaret edemezdik. Dışarıya çıktığımız zaman bıçakların bizim için gayzla bilendiğini görürdük. İçeriye girdiğimiz zaman dışarıya çıkmaktan, dışarıya çıktığımız zaman da içeriye girmekten bütün bütün ümidimiz kesilirdi.60”Buna rağmen onlarda en ufak bir itiraz olmadı. Resûlullah’ın etrafında öyle bir hâle meydana getirip O’na öylesine sarılmışlardı ki en korkunç hortumlar bile onları yerinden söküp atamadı. Dünyadaki zelzeleler onların iman mevzuundaki sebatlarına dokunuyor ve tekrar geriye geliyordu. İçlerinden biri, içtihadının neticesi olarak kendince bir kusur yaptığını hissederse bunu telafi için seve seve canını o yolda verirdi. Ashab-ı kiram’ın (radıyallahu anhum ecmain) büyüklerinden Sa’d b. Ubeyd... Efendimiz daha hayattayken Kur’ân-ı Kerim’i ezbere bilenlerden… Ondan hüküm çıkaranlardan ve Asr-ı Saadet’in hakîmlerinden…Sa’d, Hazreti Ömer’in tertib ve techiz buyurdukları bir orduda asker olarak bulunuyordu. Ordunun, nehirden İran tarafına geçtikten sonra askerler kaçmasın diye köprüyü yıktırtan kahraman bir kumandanları vardı. Kumandanları Ebû Ubeyd b. Mes’ud genç ama cesur bir delikanlıydı. Sasaniler, daha önce hiç görmedikleri korkunç fillerle Arapların karşısına çıkınca İslam ordusunda bir bozulma yaşandı. Filler bir taraftan Müslüman askerlerin atlarını ürkütüp kaçırmaktaydı. Bütün
Dipnotlar
- İbnü’l-Arabî, Muhâdaratü’l-ebrâr ve müsâmeratü’l-ahyâr, 2/179.