İşte sana kavuşmak için oruç tutuyoruz. Günler uzun, havalar sıcak, orucunu yiyenler çoktur. Bunların içinde biz, dişimizi sıkmış Senin bıraktığın hatıraya sadakat için yaşıyoruz. Böyle diyebilirsek ne mutlu bize!O, ümmetine iştiyakının ifadesi olarak on dört asır ötesine selam gönderiyorsa, sen de on dört asır sonrasında, ubudiyetteki inceliğin, ibadet ü taatteki hassaslığın, her şeyi tastamam yapmadaki ciddiyetin içinde kulluğunu ifa etmek suretiyle “ve aleyküm selam” diyeceksin. O’na karşı sevgin varsa, kavuşma arzu ve iştiyakı içindeysen O’na kavuşma yolunda olacaksın. Zira niceleri var ki mahşere çıkacak ama O’nu göremeyecek. Niceleri var ki hesap görecek ama O’nu göremeyecek. Mizan görecek, O’nu göremeyecek... Bütün bu göremeyen körler ve mahrumlar içinde kör ve mahrum olmamanın yolu mescitten geçer. Kör ve mahrum olmamanın yolu, oruç tutma manasına aç durmadan geçer. Kör ve mahrum olmamanın yolu, malından bir parça ayırıp Hak yolunda zekât vermeden geçer. Kör ve mahrum olmamanın yolu, meşakkate ve masrafa katlanıp, zorluk ve tehlikelere göğüs gerip, hacca kadar gidip ubudiyet-i kübraya mazhar olmak, Kâbe’yi tavaf etmek, Resûl-i Ekrem’in huzuruna gitmek, selam verip ahd ü peymanını yenileme yolundan geçer. Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, on dört asrın tozunun, toprağının gözünü kör ettiği ümmet-i Muhammed’in gözünü lâhût âleminin mütebessim veçhesine açsın. Bizleri şu gaflet âlemine dalmaktan halas eylesin, kurtarsın. Nazarımızı ebedileştirsin, ulvileştirsin, lahut âleminin sürmesiyle sürmelendirsin. Kâmet-i kıymetine uygun şekilde gerçek âleme bizleri muttali kılsın. Âmîn.
25 Ağustos 1978, Merkez Camii, Bornova-İzmir