Diyordu ki: Secde ede ede alınlarında secde emaresi belirmiş ümmetimi karşılayacağım. Mahkeme-i kübra’da, mahşerde, herkesin “nefsî” dediği yerde, abdest uzuvlarının saçtığı nurlarla tanıyacağım ümmetimi karşılayacağım.Nicelerini havzımın başından kovdukları zaman yüzü nur gamzeden, abdest uzuvlarından semalara doğru nuranî parıltılar yükselen ümmetimin imdadına koşacak, onlara şefaat edeceğim. Havzımın başına onlardan önce gideceğim. Fahr-i Kâinat Efendimiz, kendisinden asırlar sonra gelmesine rağmen abdest ve namazla tanınacak, iç berraklığına ulaşacak bir cemaate, Bakîu’l-Garkad ashâbına selam gönderirken asırları aşıyor, temenna ediyor, selam veriyor ve “Ne kadar arzu ederdim kardeşlerimi görmeyi!” buyuruyordu. O cemaat, öyle bir keyfiyete sahip idi ki Allah, Resûl-i Ekrem âhirete irtihal edeceği zaman, O’na hem mezarın altındaki ashâbını hem de bu gelecek ümmet-i Muhammed’i gösteriyordu. Efendimiz, Bakîu’l-Garkad’da âdeta son teftişini yapıyordu. Âhirete irtihal etmiş ümmetiyle birlikte gelecek ümmetinin ruhlarını da teftiş ediyordu. Bu, bir yönüyle cismaniyet itibariyle, bedenî keyfiyetiyle son bir kere daha o muhteşem kumandanın, ümmetine “Sağdan hizaya gel.” demesiydi. Muhterem Müslümanlar!Bu, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetine olan sevgisidir, onlara kavuşma iştiyakıdır. Bizdeki iştiyak, O’nun emirlerine uyarak abdest uzuvlarını âhirette nurlanacak şekilde yıkamak, alnımızı, secdenin gamzesiyle süslemek, O’na ümmet olma şiarıyla huzurunda haşr ü neşr olmak, O’nun görme arzusuna buradan icabet etmektir.Bizi görmek mi arzu ediyorsun, yâ Resûlallah? İşte Sana kavuşma iştiyakı içindeyiz. İşte ibadet ü taatimizle Sana yakın olabilmek için çırpınıyoruz. İşte Senin hadis-i şerifte ifade ettiğin gibi zor zamanlarda abdestimizi tastamam alıyor, sıcakta camide terlememize rağmen namazımızı kılıyoruz.