rarsanız, cevap vereceğim.” dediği için soru soruyorlardı. Birisi kalkıp diyordu ki, “Ya Resûlallah! Hakkımda bazı şaibeler var. Benim babam kimdir?” Allah Resûlü ona, “Senin baban falandır.” diyor, hakkındaki şaibeleri bertaraf ediyordu. Başka biri kalkıyor, aynı şeyi soruyordu. Resûlullah, ona ise babasının başka bir şahıs olduğunu söylüyordu. Belki içi bozuk, belki de Resûl-i Ekrem’i deneme niyetinde olan başka birisi kalkıp diyordu ki, “Ben cennette miyim yoksa cehennemde mi?” Ona da dünyasını başına yıkacak şu sözü söylüyordu: “Sen cehennemdesin!” Cemaat heyecana gelmiş, topluluk içindeki herkesin gözü dolmuştu. Sorulan bu sorular karşısında Resûl-i Ekrem’in nasıl rahatsız olduğunu sahabilerin hepsi hissetmişti ama ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Yerinde söz kesen bir insan olan Seyyidina Hazreti Ömer’in, burada da dizlerinin üzerine doğrulduğu görüldü. Ağlayarak şu sözü tekrar edip duruyordu: “Radînâ billahi Rabben. Ve bi’l-islami dinen ve bi Muhammedin Rasûlâ”45
Mescidi, Ömer’in gür sesi doldurmuş, herkes lerzeye gelmişti. Artık mescitte Resûl-i Ekrem’in değil Ömer’in sesi duyuluyordu. “Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan, nebi olarak Hazreti Muhammed’den razıyız.”“Kitap olarak Kur’ân’dan razıyız yâ Resûlallah…Din olarak İslam’dan razıyız yâ Resûlallah…Nebi olarak Senden razıyız yâ Resûlallah…”Durmadan bu sözleri tekrar ediyordu… Nihayet sinirler yatışmıştı. Nebiler Nebisi şefkatle ona döndü, tatlı bir reveransla, “İclis yâ Ömer, bârekallah” (Allah’ın rahmeti seninle olsun, otur Ömer’im.) diyordu.
Dipnotlar
- Buhârî, ilim 28, 29; mevâkît 11; tefsir 5,12; fiten 15; i’tisâm 3; Müslim, fezâil 134- 138.