İçeriğe geç

Bunlardan biri, her yerde ulu orta konuşma, her mesele hakkında fikir beyan etme, her şeyi biliyor gibi ille de bir beyanda bulunma.İkincisi, müsrif ve mübezzir olma, yani malını sağa sola saçma, yerinde kullanmama. Üçüncüsü ise sözünü yerinde kullanmama ve gelişi güzel sorular sorma, uygun olmayan, nezaketten ötürü tazim duyulması gerekli olan şeylere dair devamlı sorular yöneltme.Bütün bunlar Allah’ın sevmediği ve Resûlullah’ın da (sallallâhu aleyhi ve sellem) hoşlanmayıp yasakladığı şeylerdir. Dolayısıyla asrımızın mümini, içinde yaşadığı devirde herkes hiçbir kriteri dikkate almadan soru soruyor, çeşitli meseleleri kurcalıyor, ben de yapayım derse –hafizenallah– baş aşağı yıkılır, gider. Allah korusun, Cehennem’e doğru sürüklenir.Aziz Müslümanlar!Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Çok soru sormayın.” buyuruyordu. Hatta bir defasında,

ۚ ْيَآ اَيُّهَا الَّذ۪ ينَ اٰمَنُوا ااَلَ تَسْ ـٔلُوَا عَنْ اَشْ ـيَآءَ اِنْ تُـبْدَ لَـكُمْ تَسُ ؤْ كُم

“Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın.” (Mâide Sûresi, 5/101) âyet-i celîle-i kerimesini bu münasebetle irat buyurdular. Siz, size tebliğ edilen şeylere sımsıkı tutunun, yaşayın. Benim size anlattığım şeylere bağlı kalın, bazı durumlarda bunun ötesini Peygamber biliyordur deyip geçin, soru sormayın. Gerekli olmayan, hayatî ehemmiyeti bulunmayan meseleleri kurcalamayın, diyordu. Enes (radıyallahu anh) bize Saadet Asrı’ndan şu tabloyu aktarıyor: “Allah Resûlü’nün bir seferinde canı sıkılmış, gazaplanmıştı. Zira herkes gerekli gereksiz bir sürü soru soruyordu. Bu duruma canı sıkılmış ve “Selûnî” (Gayri ne isterseniz sorun, hepsine cevap vereceğim.) buyurmuştu. Böyle âlî bir meclisti. O, minberde hutbe îrad buyuruyordu. Yer yer cemaat kalkıyor Resûl-i Ekrem’e sorular soruyordu. “Sorun, ne so-

198