İçeriğe geç

Toplumda ahlâk adına gördüğümüz bir kısım arızalar aynı zamanda o toplumdan huzuru da alıp götürür, itminanı da alıp götürür, saadeti de alıp götürür, emniyeti de alıp götürür. Toplumumuzun evvela ahlâk adına bazı eraciften temizlenmesi, sonra da Cenab-ı Hakk’ın methettiği, Kur’ân’ıyla bize ferman buyurduğu ahlâk ile bezenmiş olması lazımdır. Böylesi bir topluluk gökteki cemaatin yerdeki misalidir ve Allah’ın yeryüzünde matmah-ı nazarıdır. Allah, kâinat nizamını o topluluk için devam ettirir. Böyle bir topluluk yok olduğu zaman kâinatın, semaların ve arzın da manası kalmayacağından ötürü Allah onların da hepsini beraberinde yıkar. Binaenaleyh her ferde düşen ilk vazife, böylesine salih bir topluluğu meydana getirmek, bu salih topluluğu ilmek ilmek dokumak, böyle bir topluluğa sahip olmak ve bu mevzuda ciddi bir gayret içinde bulunmaktır. Etrafımızdaki arızaları gidermek ve toplumumuzda bu anlayışı meydana getirmek suretiyle bu sıhhatli topluluğu oluşturmaya çalışacağız ki bu bize ait vazifenin bir yönüdür. Vazifeyi yaparken başkalarının kusurlarıyla uğraşmak, onları serrişte edip halkın arasında fâş etmek bu vazifedeki ifratın göstergesidir. Her fert, kendi insanına karşı böyle bir vazifeyi yapmakla mükelleftir. Fakat bu vazifeyi yaparken aynı zamanda başkalarının ırzıyla, namusuyla, haysiyetiyle oynamamakla da mükelleftir. Onları kendi ırz, haysiyet ve namusu gibi hassasiyetle korumak zorundadır.

İşte bu anlayış içinde kusurların ortaya dökülmemesine, şahısların mahcup edilmemesine, ırz ve haysiyet meselesinin pâyimâl olmamasına (ayaklar altına alınmamasına) dikkat ederek, Müslümanlığın ve Müslüman cemaatin haysiyetini korumakla mükellefiz. Buna sırat-ı müstakim diyoruz. Vazife mutlaka yapılacak ama Müslümanların gizli ahvali de araştırılmayacak.

191