İçeriğe geç

yeri aramaya başlıyordu! Ayak gündüz kesilmişti ancak o, akşam atından inerken bunun farkına varıyordu. Bu nasıl iç derinliği, bu nasıl Allah’a bağlılıktır ki insan, ayağını kaybeder de duymaz. İşte onlarla bizim aramızdaki büyük fark budur. Onların Allah’a bağlılığıyla bizim bağlılığımız arasındaki fark budur… Dünya ve ukbayı birbirinden böylesine ayıran bir cemaatti onlar. Bu cemaat iki yüz binlik orduyu önüne katmış sürüyordu. Ordunun yüz bini meydanda dökülmüş, öbür yüz bini ise kaçıyordu. Artık Hirakliyus ordusunun kumandanı Suriye’den ayrılırken hüzün içinde elini kaldırıyor, “Elveda! Elveda!” diyordu. Bir daha bunların karşısında buraya dönmek mümkün değildir. Elveda diyor, ebediyen Suriye’yi terk edip ayrılıyordu.O gün Müslümanların şehitlerinin sayısı ancak üç bindi. Elinde onlarca kılıç ve mızrak kırılan, hayatı istihkar edip küçümseyen bu insanlar, Resûl-i Ekrem’in yüce adının Bizans surlarında dalgalanmasını temin etmiş oluyorlardı. Antakya, Hama, Humus, Lazkiye’deki tepelerden “Muhammedun Resûlullah” sesleri yükseliyordu. O akşam ezanlar okunurken üstlerinin kanıyla sağda solda kendilerine namaz kılacak yer arayan mücahitler, Resûl-i Ekrem’in adının bir merhale daha ileriye götürülmesinin sevinci ve huzuru içindeydiler. Bu duygu ve bu düşüncenin size her şeyi getireceği kanaatindeyim. Allah’a gönül vermişliğin, Kur’ân’a bel bağlamışlığın, Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) teslim olmuşluğun bize çok şey getireceği kanaatindeyim. Şu iki büklüm belimizi, bunun dışında başka şeylerle doğrultmamız da mümkün değildir. Onun için her şeyden evvel bütün dikkat nazarlarımızı bir tek noktaya yoğunlaştırmak suretiyle, hep orada işlemek, oradan başlamak, ses ve soluğu-

152