ve yüce gördüğü şeyleri o da büyük ve yüce görecek, onları yükseltmeye çalışacaktır.
İnsan iç âleminde ne kadar derinse o nispette vazifesini hakkıyla yürütecektir.
İç âleminde herhangi bir derinliği yok ise..Allah’la münasebeti yönünden sığ ise..Gençken de öyle olacak, olgunken de öyle olacak, yaşlıyken de öyle olacak. Öyle yaşayıp öyle ölecek ve hiçbir hayra, hiçbir berekete vesile olmayacaktır.Mükemmel fertler mükemmel işleri çevirecek, büyük müşkülleri kâmet-i bâlâlar çözecektir. Problemler, onların elinde tereyağından kıl çeker gibi, Allah’ın tevfik ve inayetiyle, hallolacaktır. Kendisine düşen vazifeyi iç aydınlığı içinde, dünyada âhiretin sahnelerinde geziyor gibi gezen kimseler halledeceklerdir. Ukbaya inanmış insanlar halledeceklerdir. Kaybettiği şeylerin birkaç katını Allah’ın kendisine lütfedeceğine inanmış kimseler halledecektir. Dünyanın, her sonbaharda solan bağ ve bahçesine mukabil, binlerce hazan mevsimi görse de tek yaprağı düşmeyen Cennet’e gönül kaptırmışlar halledecektir. Ayların, güneşlerin batıp gitmesine mukabil, bütün batanlara mukabil batıp gitmeyen, bâki kalan Allah’a gönül vermişler halledeceklerdir. Zira her şey iç aydınlığına, iç derinliğine bağlıdır.İslam, ilk zamanlarda bir yükselme imkânı bulduysa hep bu iç aydınlığına ulaşmış insanlar sayesinde olmuştur. Baş aşağı gittiğimiz zamanlarda da hep dünyaya bel bağlandığı, âhiretin unutulduğu müşahede edilmiştir. Size bu mevzuyla ilgili iki tablo arz etmek istiyorum: Abdurrahman b. Avf, Aşere-i Mübeşşere’den, Uhud’un kahramanlarından… Bir uzvunu orada bırakıp hayatı ondan sonra öyle eksik uzuvla yaşayanlardan... O diyor ki: