Müminlerin sayısı bazı tarihçilere göre yaklaşık 30 bin idi. Karşı taraf ise 200 binlere varıyordu. Bir kişiye karşılık altı-yedi kişi düşüyordu. Düşman saflarında filler vardı, uzun mızraklar vardı; barbarlığı temsil eden her türlü silah vardı. Müminler, henüz bellerini doğrultamadıkları bir dönemde 30 bin insanla 200 bin kişinin karşısına çıkmışlardı. Usta manevralarıyla kendisini cihana kabul ettiren ve Batılı tarih yazarlarına Anibal’ı kapısına götürüp kumandanlık dilettiren Seyyidina Halid bin Velid orduyu güzel tanzim etmiş, doğru insanları doğru yerlere yerleştirmişti. O, Müslümanlığın Batı’ya doğru açılma savaşını veriyordu.Savaş günü akşama kadar bu işi bihakkın yerine getirdiler. Kabbas b. Eşyem bir adım geriye atmadı. “Biz Müslümanlığı tanıdığımızdan beri hep ileriye doğru adım attık! Yermuk’ta Bizans ordusu karşısında yenilmek, geri gitmek olmaz.” diyordu. Rivayete göre Yermuk savaşında o gün elinde yirmi tane mızrak kırılmıştı. Etrafına şöyle sesleniyordu: “Allah yolunda doğranıp da yerinden bir adım geriye atmayacak adama kılıç ve mızrak verecek yok mu?”Bizans çemberi geldi, onları sardı, fakat yine de bir adım geriye gitmediler. Biraz sonra da Allah, idbarı ikbale (düşüşü yükselişe) çevirdi, rüzgârlar Müslümanların tarafından esmeye başladı. O iki yüz bin kişilik ordu, savaşın sonunda yüz binini muharebe meydanında bırakıp kaçacaktı. Bu birlik kimin önünde kaçıyordu! Habbaş b. Kays, o gün atının sırtına binmiş sabahtan ikindiye kadar savaşmıştı. İkindi vakti güneş gurup edeceği an ikindiyle öğleyi beraber cem’ edip de kılayım diye atının üzengisine davranınca birdenbire baş aşağı gitmişti. Öğlen savaşırken bacağını kaybetmiş, fakat akşama kadar bunun farkına dahi varamamıştı. Kandan irinden bir deryanın çağladığı hengâmda namazına koşan mücahit, namaza koşmadan evvel ayağını bıraktığı