İçeriğe geç

Dünyayı bir baştan bir başa gezen ve iki hükümdara dünyayı az gören koca Yavuz… Nedimiyle otururken bir gün köleler yanından geçiverirler. Boyunlarında tasmalar, kulaklarında halkalar vardır kölelerin. Nedimine sorar, nedir bu kulaklarındaki? Nedimi der ki, “Hünkârım, onlar köle olduklarının emaresidir.” Bunun üzerine Yavuz’un tarihî cevabı gelir: “Âh! Ne güzel şey! Getir bir halka da ben takayım. Zira ben de Allah’ın kölesiyim.” Zembilli gibi alabildiğine sert, alabildiğine hakperest, hukuku uygulamada kılı kırk yaran bir şeyhülislamı vardır Yavuz’un. Yavuz Selim nasıl hakperestse Zembilli de o kadar hakperesttir. Yavuz, bu danışmanını asla yanından ayırmaz. Yine bir gün Zembilli, Yavuz’un, Cihan hükümdarının yanında atını sürmektedir. Bir aralık bir parça çamur, Zembilli’nin atının ayağından Yavuz’un cübbesine sıçrar. Koca hükümdar, şeyhülislamın endişesine mahal bırakmadan ona döner ve tebessümle şöyle der: “Hocam, herkes fânidir, ben de fâniyim. Bir gün öleceğim. Senden bir ricam var, bu vasiyetim behemehal yerine getirilsin. Şu senin mübarek atının ayağından sıçrayan çamurlu cübbemi kefenime sarın. Rabbimin huzuruna bununla gitmek istiyorum.”Büyüklerde büyüklüğün alâmeti haddini bilmektir; tevazudur. Küçüklerde küçüklüğün alâmeti ise kabına sığmama, insanlarla uzlaşamama, anlaşamama, başkalarını rahatsız etme, tahakküm gösterme, baskı yapma, kendini büyük görme hastalıklı ruh hâleti içinde bulunmadır.Rabbim bizi tevazuyla serfiraz kılsın. Korkaklıktan, mezelletten, aşağılık duygusundan, manevî inkisardan muhafaza buyursun. Kibir ve gurura düşüp o gayyada boğulmadan da masun ve mahfuz buyursun. Sırat-ı müstakim olan tevazuyla bizleri serfiraz eylesin.Âmîn.

5 Eylül 1980, Merkez Camii, Bornova-İzmir

75