Yolun bir tarafında kibir ve gurur, öbür tarafında zillet ve sefalet vardır. Bu ikisinin ortasında ise Resûl-i Ekrem’in yolu, O’nun getirdiği muvazene, tevazu… Allah Resûlü, en korkunç düşmanların karşısında dahi en cesaretli insan olarak tanınmıştır.Meydanların Şâh-ı Merdân’ı, Haydar-ı Kerrar’ı, Damad-ı Nebi Hazreti Ali dahi, “Biz savaş esnasında sıkıştığımız anlarda Resûl-i Ekrem’in yanına sığınırdık.”13 der.Resûlullah’ın Huneyn’deki cesaret ve tevazuu bu muvazeneye örnek teşkil eder:
İnsanların korkup kaçtığı bir anda amcası Abbas, O’nun atının zimamını zor tutmaktadır. O, “Ene’n-Nebiyyü lâ kezib”14 (Ben peygamberim; bunda yalan yoktur.) deyip atını mahmuzlar, ileri doğru atılır, düşmanın çokluğu karşısında yılgınlık göstermez. Fakat aynı Nebi’yi alın, oradaki ihtişamlaşan ruhuyla, dünyalara sığmayan ruhuyla, “Tek başıma kalsam dahi bu davayı götüreceğim!” diyen ruhuyla, cihana meydan okuyan, o günün süper devletlerine meydan okuyan ruhuyla gördüğünüz Nebi, Mekke-i Mükerreme’ye girerken o kadar tevazu içinde giriyordu ki mübarek başı, bineğinin eğerinin kaşına değecek kadar iki büklümdü. Bu tavrıyla, “Ey Kâbe’nin Rabbi! Kâbe’yi haram kılan, orada kan dökülmesini, savaş yapılmasını haram eden Rab! Ben Kâbe’ye giriyorum ama Sana karşı tevazu içinde ve iki büklümüm.” demektedir.O’nun cihana hükmetmesi, sadece tevazusunu artırmıştır. Kendisinde, melekleri gıptaya sevk edecek bir incelik meydana getirmiştir. İşte mümin, bu muvazeneyi kazanacak ve ancak bununla geleceğin kaderine hükmedecek, dünya muvazenesinde bir ağırlığı olacaktır. Mümin, tevazu sıfatıyla serfiraz olacaktır. Resûl-i Ekrem, bütün hayatını bu anlayış içinde geçirmişti.
Dipnotlar
- Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/156; Ebû Ya’lâ, el-Müsned 1/258.
- Buhârî, cihâd 52, 61, 97, 167, meğâzî 54; Müslim, cihâd 78-80.